About Me

He was born in Elazığ, in 1975. He carried out his whole education process in Ankara. After he graduated from Ankara University Faculty of Law in 1996 and finished his legal practise in Ankara Bar Association in 1997; he started to study as a lawyer in Ankara Univercity Rectorship’s Legal Consultancy Department.
He took charge in a lot of units, concils and committee as a ‘member’ or ‘director’. Alongside of his attorneyship duty, he made ‘Assistance of Attorneyship”, “Attorneyship Regency” in different dates. He made co-head the Center for Research and Practice in Turkish and Foreign Language (TÖMER) between the years of 2001–2004. He resigned from his duty in Ankara University and and opened his own law firm. He lives in Ankara with his wife, Ophthalmologist Doctor Kadriye ERKAN TURAN and twins Ilgaz and Çınar.

Education After Licence Graduate

•CERTIFICATE PROGRAMME: A.U. FISAUM (Center for Research and Practice For Intellectual and Industrial Property Rights) – “Intellectual and Industrial Property Rights” (2002)
•CERTIFICATE PROGRAMME: Banking Institute – “Construction Contract and Arbitration Law” (2004)
•GRADUATE: Ankara University İnstitude of Social Sciences / Department of Private Law (2003)

Study Abroad

•LUSOFONA UNIVERSITY / LIZBON – PORTUGAL – “European Union” Training Programme (2009)

Other Proffesional Experiences

•Turkey University Sports Federation’s Assembly of Civil Chambers / Member
•Ankara University Faculty of Dentistry Clinical Researches Ethics Committee / Member
•Forensic Scientists Association’s Management / Treasurer

Associateship Organizations

•Ankara Bar Assotiation
•Forensic Sciences Associaton

Foreign Language

English

Our Study Fields

•Commercial Law and Company Law
•Building, National and International Arbitration Law
•Labour and Social Security Law
•Insurance and Banking Law
•Criminal Law
•Medicine, Drug and Sport Law
•Administrative and Tax Law
•Family Law
•Public Procurement Law
•Telecommunication, Information Technology and Communication Law
•Press Law
•Educational Law

Blog

Çalışma Alanları

İDARE HUKUKU

  • Kamu İhale Hukuku.
  • Rekabet Hukuku.
  • Telekomünikasyon Hukuku. 
  • Enerji Hukuku. 
  • RTÜK kararları ile ilgili iptal davaları.
  • Kamu Personel Hukuku ile ilgili davalar.
  • Eğitim Hukuk ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunundan doğan uyuşmazlıklar.
  • Atama, tayin, disiplin/ceza soruşturmaları ve cezalarına ilişkin süreç yönetimleri ve davalar.
  • Kamu Kurumları aleyhine açılan iptal davaları ile maddi ve manevi tazminat istemli “tam yargı” davaları.

TİCARET HUKUKU

  • Limited ve Anonim Şirketler ile ilgili tüm davalar.
  • Şirket kurma, şirket birleşmeleri ve hisse devirleriyle ilgili süreç yönetimleri.

BORÇLAR, SÖZLEŞMELER VE MİRAS HUKUKU

  • Borçlar Kanunu eksenli alacak ve tazminat davaları ile sözleşme yönetimi.

İŞ HUKUKU

  • Bireysel ve Toplu İş Hukukundan doğan uyuşmazlıklara ilişkin davalar.

SAĞLIK HUKUKU

  • Hekimin idari, hukuki ve cezai sorumluluğuna ilişkin davalar.
  • Hasta hakları ile ilgili ceza ve tazminat davaları.
  • İlaç hukuku.
  • Medikal malzeme ve cihazlara ilişkin dava ve sözleşmeler.

AİLE HUKUKU

  • Boşanma, nafaka, katkı payı ve mal paylaşımı davaları.

İMAR, İNŞAAT, TAŞINMAZ VE TAKHİM HUKUKU

  • İmar Mevzuatı ile eser sözleşmelerinden doğan davalar; iç ve dış tahkim davaları.

TAZMİNAT, SİGORTA VE SORUMLULUK HUKUKU

  • Bedensel zararlar ve ölüm nedeniyle oluşan maddi/manevi tazminat davaları ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle meydana gelen manevi zararlara ilişkin davalar.

CEZA HUKUKU

  • Uluslar arası suçlar, kişilere karşı işlenen suçlar ve topluma karşı işlenen suçlarla ilgili davalarda savunma ve müşteki temsili.

ANAYASA MAHKEMESİ BİREYSEL BAŞVURULARI

  • Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılacak başvurular ile ilgili danışmanlık ve süreç yönetimler.

YENİ VE DEĞİŞKEN ALANLAR

  • İşyerinde psikolojik/duygusal şiddet ve yıldırmadan (Mobbing) doğan dava ve süreçler.
  • Biyoteknoloji Hukuku.
  • GDO düzenlemeleri.
  • KBRN-E Hukuku.

 

 

 

 

Haberler

Hakkında

1975 yılında Elazığ’da doğdu. Bütün eğitim sürecini Ankara’da gerçekleştirdi. 1996 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olup 1997 yılında Ankara Barosu’ndaki avukatlık stajını tamamladıktan sonra; 1998 yılında, Ankara Üniversitesi Rektörlüğü Hukuk Müşavirliği’nde, avukat olarak çalışmaya başladı. Ankara Üniversitesi’nin birçok birim, kurul ve komisyonunda ‘üye’ ya da ‘yönetici’ pozisyonlarında görevler alan ve avukatlık görevinin yanı sıra, farklı tarihlerde ‘Hukuk Müşavir Yardımcılığı’, ‘Hukuk Müşavirliği’ ve 2001-2004 yılları arasında da Türkçe ve Yabancı Dil Araştırma ve Uygulama Merkezi TÖMER’in Başkan Yardımcılığı’nı yapan Osman Fırat TURAN; Ankara Üniversitesi’ndeki görevinden 2012 yılı Aralık ayında ayrılarak Serbest Avukat olarak çalışmaya başladı. Mesleki çalışmalarını kendi hukuk bürosunda devam ettirmektedir. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Kadriye ERKAN TURAN ile evlidir, Ilgaz ve Çınar’ın babasıdır.

Mezuniyet Sonrası Eğitim

  • ANKARA ÜNİVERSİTESİ FİSAUM – “Fikrî ve Sınai Haklar Sertifika Programı” 2002
  • ANKARA ÜNİVERSİTESİ BANKACILIK ENSTİTÜSÜ – “İnşaat Sözleşmeleri ve Tahkim Hukuku Sertifika Programı” 2004
  • ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ – “Özel Hukuk Anabilim Dalı-Roma Özel Hukuku Yüksek Lisans”  2003

Yurtdışı Eğitimleri

  • LUSOFONA ÜNİVERSİTESİ / LİZBON – PORTEKİZ  “Avrupa Birliği Eğitim Programı – ICC Tahkim Hukuku” 2009

Diğer Profesyonel Deneyimler

  • Türkiye Üniversite Sporları Federasyonu Hukuk Kurulu / Üye
  • A.Ü. Diş Hekimliği Fakültesi Klinik Araştırmalar  Etik Kurulu / Üye
  • Adli Bilimciler Derneği Yönetim Kurulu / Üye (Sayman)
  • İlk Bakış Az Görenlere Yardım Derneği (İBAYDER) Yönetim Kurulu / Üye (Sayman)
  • Ankara Barosu Disiplin Kurulu (2012-2014 Dönemi) / Üye

Konferans, Semp. ve Eğitim Prog. Sunumları

  • Gazi Üniversitesi – Adli Bilimler ve Spor Kongresi : “Bahis Oyunlarının Hukuksal Boyutu” 2008
  • Muğla Üniversitesi Tıp Fakültesi – Tıp Etiği ve Tıp Hukuku Sempozyumu : “Hekimin İhbar Yükümlülüğünde ‘Etik/Hukuk’ Çelişkisi” 2009
  • Iğdır Üniversitesi – Ağrı Dağı Eteklerinde Adli Bilimler Günleri : “Hukuka Aykırı Deliller” 2009
  • Antalya Tabip Odası – 2. Ulusal Tıp Günleri : “Olası Komplikasyonlar Ekseninde Tazminat Davalarına Bakış” 2011
  • Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi – 8. Anadolu Adli Bilimler Kongresi : “Aydınlatılmış Onam ve Hukuki Etkisi” Burdur 2011
  • 3. Ulusal Tıp Günleri – Kütahya : “Nefret Suçları” 2012
  • Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi – Çocuk Hakları Sempozyumu : “Çocuğun Ticarî İstismarı” Tokat 2012
  • Bülent Ecevit Üniversitesi – 9. Anadolu Adli Bilimler Kongresi : “Uluslararası Sözleşmelerde Mobbing” Zonguldak 2012
  • Erzurum Emniyet Müdürlüğü – Şiddetin Sosyal Dinamiklerinin Anlaşılması ve Önleyici Stratejilerin Geliştirilmesi Uluslararası Sempozyumu : “Sağlık Çalışanlarına Dönük Psikolojik Şiddet” Erzurum 2012
  • Ankara Üniversitesi Nükleer Bilimler Araştırma Merkezi – Nükleer Adli Bilimler Sertifika Programı: “Kimyasal, Biyolojik, Radyoaktif ve Nükleer-Endüstriyel Silahlar Yasal Mevzuat ve Gümrük” Ankara 2013
  • Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü – Adli Bilimler ve Biyoteknoloji Sertifika Programı: “Biyogüvenlik ve Biyoteknoloji Hukuku” Ankara 2013
  • Sağlık Hukuku Araştırma Merkezi (SAHUMER) – III. Uzaktan Eğitim Sağlık Hukuku Sertifika Programı : “Hasta Şikayetlerinin Hukuksal Yönü” Ankara  2014/2015/2016

Üye Olduğu Kuruluşlar

  • Ankara Barosu
  • Adli Bilimciler Derneği
  • İlk Bakış Az Görenlere Yardım Derneği

İletişim

Av. Osman Fırat TURAN 
Aziziye Mahallesi Cinnah Caddesi Enis Behiç Koryürek Sokak M.Life -3 Butik Rezidans No: 24/27 06690 Çankaya/ANKARA

Gsm : 0 543 206 80 75 – E-posta : turan@osmanfiratturan.av.tr

[contact-form-7 id=”81″ title=”İletişim formu 1″]

Kararlar

T.C.

DANIŞTAY

13. DAİRE

E. 2016/4049

K. 2019/1781

T. 21.5.2019

• REKABET KURULU KARARININ İPTALİ İSTEMİ ( Bankaların Mevduat ve Kredi Hizmetlerine İlişkin Faiz Oranı Ücret ve Komisyonların Belirlenmesi Konusunda Anlaşma veya Uyumlu Eylem İçerisinde Bulunmak Suretiyle Kanuna Aykırı Davranıp Davranmadıkları Konusunda Yapılan Soruşturma Sonucu Davacı Şirket Hakkında İdari Para Cezası Uygulandığı – Bankalar Hakkında İhlale Dahil Oldukları Her Bir Hizmet Yönünden Ayrı Ayrı Değerlendirme Yapılması Gerektiği )

• REKABETİN KORUNMASI HAKKINDA KANUNUN İHLALİ ( Soruşturmaya Konu 12 Bankanın Ortak Plan Dahilinde Belirli Bir Koordinasyon İçerisinde Hareket Ettiğinin Ortaya Konulamadığı – İlgili Bankalar Hakkında İhlale Dahil Oldukları Her Bir Hizmet Yönünden Ayrı Ayrı Değerlendirme Yapılması Gerektiği/Devam Eden Tek Bir İhlal Yaklaşımı Kapsamında Tesis Edilen İşlemde Hukuka Uygunluk Bulunmadığı )

• VEKALET ÜCRETİ ( İdare Adına Sunulan Savunmaların ve Beyanların Tamamının Avukat Olmayan Hukuk Müşaviri Tarafından Sunulduğunun Anlaşıldığı – 659 Sayılı KHK ve 5018 S.K. Gereği Davalı İdare Lehine Vekalet Ücretine Hükmedilemeyeceği/Davalı İdare Lehine Vekalet Ücretine Hükmedilmesine İlişkin Kararda Hukuki İsabet Bulunmadığı )

• EKSİK İNCELEME ( İptali İstenen Kurul Kararında Soruşturmaya Taraf Olan 12 Bankanın Tamamının Mevduat Kredi ve Kredi Kartı Hizmetleri Alanında 4054 S.K.’un 4. Maddesini İhlal Ettikleri Sonucuna Varıldığı – Bazı Bankaların Sadece Tek Bir Hizmet Yönünden İhlale Katıldığı Bazı Bankaların ise Bazı Hizmetler Yönünden Hiçbir İhlale Katılmadığının Görüldüğü/Bankaların Tamamının Bütün İhlallere Katıldığından Bahsedilemeyeceği ve Farklı Sektörlere İlişkin Olarak Farklı Bankalar Arasında Gerçekleşen İhlallerin Tamamından Sorumlu Tutulmasının Hukuka Aykırı Olduğu )

4054/m.4,16/3

KHK-659/m.2,14

ÖZET : Dava, Türkiye’de faaliyet gösteren bankaların mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetlerine ilişkin faiz oranı, ücret ve komisyonların birlikte belirlenmesi konusunda anlaşma ve/veya uyumlu eylem içerisinde bulunmak suretiyle Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’a aykırı davranıp davranmadıkları konusunda yapılan soruşturma sonucu, davacı şirket hakkında Kanun’un 4. maddesinin ihlal edildiğinden bahisle idari para cezası uygulanmasına dair Rekabet Kurulu kararının iptali istemine ilişkindir.

Soruşturmaya taraf olan 12 bankanın tek bir çerçeve anlaşma veya ortak plan dahilinde belirli bir koordinasyon içerisinde hareket ettiğinin ortaya konulamadığı açık olan uyuşmazlıkta, ilgili bankalar hakkında ihlale dahil oldukları her bir hizmet yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerekirken, devam eden tek bir ihlal yaklaşımı kapsamında tesis edilen işlemde hukuka uygunluk bulunmadığından, davanın reddi kararında hukuki isabet bulunmadığı anlaşılmış;

Davalı Rekabet Kurumu’nun 659 s. Kanun Hükmünde Kararname’nin kapsamında olmadığı görülmekle; davalı idare adına sunulan savunmaların ve beyanların tamamının “avukat olmayan hukuk müşaviri” tarafından sunulduğu anlaşıldığından, 659 Sayılı KHK ve 5018 S.K. gereği davalı idare lehine vekalet ücretine hükmedilemeyeceğinden davalı idare lehine vekalet ücretine hükmedilmesine ilişkin kararda bu yönüyle de hukuki isabet bulunmadığından kararın bozulması gerekmiştir.

İSTEMİN KONUSU : Ankara 2. İdare Mahkemesi’nin 25/12/2014 tarih ve E:2014/232, K:2014/1581 Sayılı kararının gerekçeli olarak onanmasına dair Danıştay Onüçüncü Dairesi’nin 16/12/2015 tarih ve E:2015/2624, K:2015/4608 Sayılı kararının; 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 Sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :

Dava konusu istem: Türkiye’de faaliyet gösteren bankaların mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetlerine ilişkin faiz oranı, ücret ve komisyonların birlikte belirlenmesi konusunda anlaşma ve/veya uyumlu eylem içerisinde bulunmak suretiyle 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesine aykırı davranıp davranmadıkları konusunda yapılan soruşturma sonucu, davacı şirket hakkında Kanun’un 4. maddesinin ihlâl edildiğinden bahisle 148.231.490-TL idarî para cezası uygulanmasına ilişkin 08/03/2013 tarih ve 13-13/198-100 Sayılı Rekabet Kurulu (Kurul ) kararının iptali istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: İdare Mahkemesince; soruşturma konusu bankaların mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetleri faiz oranları ve birtakım ücretlerin belirlenmesi konularında piyasada rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama etkisi doğuran veya bu etkiyi doğurabilecek nitelikte olan anlaşma ve uyumlu eylem içerisinde bulundukları, ticari sır niteliğindeki bilgileri birbirleriyle paylaştıkları, piyasaya yönelik kararların uyum ve müzakere içinde beraberce alınmasına yönelik irade mutabakatı doğrultusunda hareket ettikleri, bu mutabakat kapsamında kararlaştırılan hususların hayata geçirildiğinin iktisadi analiz ve grafiklerle sabit olduğu dikkate alındığında, söz konusu anlaşma ve uyumlu eylemlerin tarafı olan davacı banka tarafından 4054 Sayılı Kanun’un 4. maddesinin ihlâl edildiği sonucuna varıldığından, bu eylemlerinin karşılığı olarak davacı hakkında 2011 mali yılı sonunda oluşan yıllık gayrisafi gelirleri üzerinden takdiren %1 oranında, toplam 148.231.490-TL idarî para cezası uygulanmasına ilişkin dava konusu Kurul kararında hukuka aykırılık bulunmadığı; davacı tarafından tüm kamu bankalarının (ZİRAAT, VAKIFBANK ve HALKBANK ) tek bir ekonomik bütünlük olarak dikkate alınması gerektiğinin iddia edildiği, her üç bankanın kuruluşunun, kuruluş amacının ve temel yapılanmasının Kanun hükümleriyle düzenlendiği, her birinin Türk Ticaret Kanunu ve Bankacılık Kanunu hükümleri uyarınca anonim şirket niteliğinde bağımsız tüzel kişilik oldukları, tüm bankacılık hizmetleri alanında faaliyet gösterebildikleri, bankacılık faaliyetlerinde özel bankalarla olduğu gibi diğer kamu bankaları ile de rekabet ettikleri, ticari stratejilerin belirlenmesine etki eden verilerin diğer kamu sermayeli bankalarla paylaşılmasının söz konusu olmadığı, her üç kamu bankasının da kendi yönetim organlarının bulunduğu, stratejik kararlar dâhil her türlü icrai kararların söz konusu organlar tarafından alındığı, bankaların yönetim organlarında, aynı zamanda başka bir kamu otoritesinde görev alan bir yöneticinin bulunması yönünde herhangi bir hukukî zorunluluk bulunmadığı gibi fiili durumda da yönetici kadrolarında herhangi bir kamu görevlisinin bulunmadığı, bankalarda eş zamanlı olarak görev alan bir yönetici bulunmadığı, her üç kamu sermayeli bankanın da karar alma süreçlerinde banka dışından herhangi bir merciin veya şahsın mevzuattan kaynaklanan bir müdahale yetkisinin bulunmadığı, bankaların yönetim organları tarafından alınan kararların hukukî veya fiili olarak herhangi bir kamu otoritesinin onayına tâbi olmadığı, bu tür mercilerin bankaların yönetim organları yerine geçerek stratejik karar almaları ya da alınan kararlara yönelik yerindelik denetimi yapmalarının da söz konusu olmadığı, bankaların her türlü operasyonel ve stratejik kararlarının bağımsız olarak kamu otoritesinin belirleyici etkisi bulunmaksızın alındığı, bankalar arasında mutat bir veri akışının olmadığı, bankalar bakımından kamu otoritelerinin, sermayenin tamamına yahut çoğunluğuna sahip olmaktan ve yönetim kurulu üyesi atama yetkilerinden kaynaklanan güçlerini yalnızca hissedarlıkla sınırlı olarak kullandıkları, devletin kamu sermayeli bankalar üzerindeki etkisinin genel gözetim ve denetim faaliyetlerinden ibaret olduğu, kamu otoritelerinin ilgili bankaların stratejik kararlarına müdahale etmediği hususları birlikte değerlendirildiğinde, ZİRAAT BANKASI, VAKIFBANK ve HALK BANKASI’nın birbirinden bağımsız, dolayısıyla rekabeti engelleme, bozma, kısıtlama amacı taşıyan veya bu etkiyi doğuran ya da doğurabilecek nitelikte olan eylemlerden kaçınma yükümlülüğü bulunan tüzel kişilikler oldukları sonucuna ulaşıldığından aksi yöndeki davacı iddialarına itibar edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Daire kararının özeti: Davacının temyiz başvurusu üzerine Danıştay Onüçüncü Dairesi’nce, temyize konu karar hukuk ve usule uygun bulunmuş ve kararın gerekçeli olarak onanmasına karar verilmiştir.

KARAR DÜZELTME TALEP EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Kurul kararının eksik incelemeye dayalı olarak verildiği, bankalar arası uzlaşmanın ispatlanamadığı, devam eden tek bir uzlaşmanın ispatlanamadığı, soruşturmaya esas alınan belgelerin yanlış değerlendirildiği, salt paralel davranışlar ile uyumlu eylemler arasındaki ayrımın göz ardı edildiği, verilen idarî para cezasının ölçülülük ve eşitlik ilkesine aykırı olduğu, kamu sermayeli bankaların tek ekonomik bütünlük olduğunun dikkate alınmadığı ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Düzeltilmesi istenen kararın usul ve yasaya uygun olduğu, ileri sürülen nedenlerin 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 54. maddesine uymadığı, bu nedenle istemin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİNİN DÜŞÜNCESİ : Karar düzeltme isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince duruşma için taraflara önceden bildirilen 21/05/2019 tarihinde, davacı vekillerinin ve davalı idare temsilcisinin geldikleri görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten sonra, taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler, 2577 Sayılı Kanun’un Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 Sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi hükmüne uygun bulunduğundan, karar düzeltme isteminin kabulüyle Danıştay 13. Dairesi’nin 16/12/2015 tarih ve E:2015/2624, K:2015/4608 Sayılı kararı kaldırılarak uyuşmazlık yeniden incelendi:

İNCELEME VE GEREKÇE:

MADDİ OLAY :

Rekabet Kurumu (Kurum ) kayıtlarına 25/03/2011 tarihinde intikal eden başvuruda, tüm bankaların uygulamakta olduğu kredi kartı alışveriş faizi ve gecikme faizi oranlarının Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB ) tarafından belirlenen en yüksek oran üzerinden tespit edildiği, hiçbir bankanın bu faiz oranlarında indirime gitmediği ve tüm bankaların aynı faiz oranını kullandığı iddia edilmiştir.

Başvuru üzerine yapılan inceleme sonucunda düzenlenen 20/05/2011 tarih ve 2011-4-91/İİ-11-377.SB sayılı İlk İnceleme Raporu, Rekabet Kurulu’nun (Kurul ) 26/05/2011 tarih ve 11-32 Sayılı toplantısında görüşülerek, 11-32/673-M sayı ile; Türkiye’de faaliyet gösteren ve kredi kartı ihraç eden bankaların kredi kartı alışveriş ve gecikme faizi oranlarını da kapsayacak şekilde tüm faiz oranlarına ilişkin olarak önaraştırma yapılmasına karar verilmiştir.

Önaraştırma sonucunda hazırlanan 25/10/2011 tarih ve 2011-4-91/ÖA-11-171.HY sayılı Önaraştırma Raporu, Kurul’un 02/11/2011 tarih ve 11-55 Sayılı toplantısında ele alınmış ve 11-55/1438-M sayılı karar ile, Akbank T.A.Ş. (AKBANK ), Denizbank A.Ş. (DENİZBANK ), Finans Bank A.Ş. (FİNANSBANK ), HSBC Bank A.Ş. (HSBC ), ING Bank A.Ş. (ING ), Türk Ekonomi Bankası A.Ş. (TEB ), Türkiye Garanti Bankası A.Ş. (GARANTİ ), Türkiye Halk Bankası A.Ş. (HALKBANK ), Türkiye İş Bankası A.Ş. (İŞ BANKASI ), Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. (VAKIFBANK ), Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. (YKB ) ve T.C. Ziraat Bankası A.Ş. (ZİRAAT ) hakkında, söz konusu teşebbüsler tarafından 4054 Sayılı Kanun’un 4. maddesinin ihlâl edilip edilmediğinin belirlenmesi amacıyla soruşturma başlatılmıştır.

Diğer taraftan, GARANTİ’nin kredi kartı ve konut kredisi destek hizmetlerini iştirakleri aracılığıyla yürütmesi nedeniyle Garanti Ödeme Sistemleri A.Ş. (GÖSAŞ ) ve Garanti Konut Finansmanı Danışmanlık A.Ş. (GKFD ) de aynı karar ile soruşturma kapsamına dâhil edilmiştir.

Soruşturmanın tamamlanması üzerine hazırlanan rapor, bankalar tarafından verilen yazılı savunmalar ve 25/02/2013 tarihli sözlü savunma toplantısında yapılan savunmalar da değerlendirilerek, dava konusu Kurul kararıyla, söz konusu teşebbüslerin mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetleri alanında 4054 Sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettiği sonucuna varıldığı ve ilgili teşebbüslere idarî para cezasının uygulandığı anlaşılmaktadır.

Bunun üzerine, söz konusu Kurul kararının iptali istemiyle ilgili teşebbüsler tarafından ayrı ayrı davaların açıldığı, bakılan davanın da bu kapsamda olduğu anlaşılmaktadır.

İLGİLİ MEVZUAT:

4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesinde, “Belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri hukuka aykırı ve yasaktır.

Bu hâller, özellikle şunlardır:

a. Mal veya hizmetlerin alım ya da satım fiyatının, fiyatı oluşturan maliyet, kâr gibi unsurlar ile her türlü alım yahut satım şartlarının tespit edilmesi,

b. Mal veya hizmet piyasalarının bölüşülmesi ile her türlü piyasa kaynaklarının veya unsurlarının paylaşılması ya da kontrolü,

c. Mal veya hizmetin arz ya da talep miktarının kontrolü veya bunların piyasa dışında belirlenmesi,

d. Rakip teşebbüslerin faaliyetlerinin zorlaştırılması, kısıtlanması veya piyasada faaliyet gösteren teşebbüslerin boykot ya da diğer davranışlarla piyasa dışına çıkartılması yahut piyasaya yeni gireceklerin engellenmesi,

e. Münhasır bayilik hariç olmak üzere, eşit hak, yükümlülük ve edimler için eşit durumdaki kişilere farklı şartların uygulanması,

f. Anlaşmanın niteliği veya ticari teamüllere aykırı olarak, bir mal veya hizmet ile birlikte diğer mal veya hizmetin satın alınmasının zorunlu kılınması veya aracı teşebbüs durumundaki alıcıların talep ettiği bir malın ya da hizmetin diğer bir mal veya hizmetin de alıcı tarafından teşhiri şartına bağlanması ya da arz edilen bir mal veya hizmetin tekrar arzına ilişkin şartların ileri sürülmesi,

Bir anlaşmanın varlığının ispatlanamadığı durumlarda piyasadaki fiyat değişmelerinin veya arz ve talep dengesinin ya da teşebbüslerin faaliyet bölgelerinin, rekabetin engellendiği, bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik göstermesi, teşebbüslerin uyumlu eylem içinde olduklarına karine teşkil eder.

Ekonomik ve rasyonel gerçeklere dayanmak koşuluyla taraflardan her biri uyumlu eylemde bulunmadığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilir.” kuralına yer verilmiştir.

Diğer yandan, Kanun’un “İdarî Para Cezaları” başlıklı 16. maddesinin 3. fıkrasında, Kanun’un 4, 6 ve 7. maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunanlara, ceza verilecek teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin nihaî karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihaî karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayrisafi gelirlerinin yüzde onuna kadar idarî para cezası verileceği belirtilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

Rekabet Kurulu’nun 4054 Sayılı Kanun’un 4. maddesinin ihlâl edilip edilmediğine ilişkin kararları incelendiğinde, delillerin bir bütün olarak değerlendirilmesi suretiyle ortak bir plan kapsamında gerçekleştirilen tek bir ihlâlin varlığına karar verilen uyuşmazlıklarda, “devam eden tek bir ihlâl” yaklaşımının benimsendiği görülmektedir. Türkiye’da faaliyet gösteren 12 bankanın mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetlerine yönelik olarak 4054 Sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettiği sonucuna ulaşılan dava konusu Kurul kararında da, farklı teşebbüsler arasındaki farklı pazarlara ilişkin çeşitli anlaşma ve uyumlu eylemler devam eden tek bir ihlâl yaklaşımı kapsamında değerlendirilmiştir. Bu sebeple, söz konusu yaklaşıma ilişkin olarak bazı açıklamaların yapılması gerekmektedir.

Devam eden tek bir ihlâl yaklaşımı, ilk olarak Avrupa Birliği Komisyonu’nun 1986 tarihli Polypropylene kararı ile benimsenmiş ve bu tarihten itibaren kartel soruşturmalarında önemli bir yere sahip olmuştur. Bu yaklaşıma göre, ortak bir plan çerçevesinde aynı ekonomik amaca yönelen ve zamana yayılmış olan çeşitli davranışlar tek bir ihlâl olarak değerlendirilmektedir.

Devam eden tek bir ihlâl yaklaşımında, çeşitli seviyedeki anlaşma ve uyumlu eylemlerin çatısını oluşturan tek bir çerçeve anlaşma veya ortak planın, kapsam ve sınırlarının doğru bir şekilde belirlenmesi ile buna iştirak eden teşebbüslerin tespit edilmesi önem arz etmektedir. Zira, bu yaklaşımda çerçeve anlaşma veya ortak planın bir ya da birkaç unsuruna katılmış olan bir teşebbüsün ihlâlin tamamından sorumlu tutulması söz konusu olabilmektedir.

Bu itibarla, devam eden tek bir ihlâl yaklaşımında öncelikle anlaşma veya uyumlu eylemin ana unsurlarını içeren bir çerçeve anlaşmanın veya ortak planın ortaya konulması gerekmektedir. Çünkü, bu yaklaşım ancak çeşitli seviyedeki anlaşma veya uyumlu eylemlerin ortak bir plan dâhilinde belirli bir koordinasyon içerisinde gerçekleştirilmesi veya birbirleriyle irtibatının kurulabilmesi durumunda söz konusu olabilmektedir. Farklı teşebbüsler arasında ikili veya çok taraflı olarak gerçekleştirilen ihlâllerin tek bir çerçeve anlaşma veya ortak plan dâhilinde gerçekleştirildiğinin ise Rekabet Kurumu tarafından ortaya konulması gerekmektedir.

Öte yandan, hemen belirtmek gerekir ki, devam eden tek bir ihlâl yaklaşımı kapsamında bir teşebbüsün ihlâlin her aşamasına katılmış olması gerekmemekle birlikte, ihlâle katıldığı pazar veya ürün sebebiyle, diğer teşebbüslerin farklı pazar veya ürünlere ilişkin davranışlarından da sorumlu tutulabilmesi için, teşebbüsün çerçeve anlaşma veya ortak plandan haberdar olduğunun ya da en azından bu durumu bilebilecek durumda olduğunun ortaya konulması gerekmektedir.

Bu itibarla, farklı teşebbüsler arasında farklı pazarlara ilişkin olarak ikili veya çok taraflı anlaşmalar veya uyumlu eylemler ile gerçekleştirilen ihlâllerin, tek bir çerçeve anlaşma veya ortak plan dâhilinde gerçekleştirildiğinin ortaya konulamadığı ya da çerçeve anlaşmanın bazı unsurlarına katılan bir teşebbüsün söz konusu çerçeve anlaşmayı bildiğinin veya bilebilecek durumda olduğunun ortaya konulamadığı durumlarda; her bir teşebbüsün ihlâlin tamamından değil, sadece dâhil olduğu kısmından sorumlu tutulması gerekmektedir.

Belirtilen açıklamalar çerçevesinde, devam eden tek bir ihlâl yaklaşımı kapsamında çerçeve anlaşma veya ortak planın kapsam ve sınırlarının doğru bir şekilde belirlenmesinin, birden çok teşebbüs arasında gerçekleştirilen anlaşma veya uyumlu eylemler arasındaki bağlantı ve koordinasyonun ortaya konulmasının, ihlâle katılan teşebbüslerin çerçeve anlaşmayı bildiğinin veya bilebilecek durumda olduğunun ortaya konulabilmesinin teşebbüslerin sorumluluklarının sınırlarının belirlenmesi açısından son derece önemli olduğu görülmekte olup, belirtilen hususların tespitinde yaşanacak bir hatanın teşebbüslerin sorumluluğunu idarî para cezası, zamanaşımı ve özellikle de özel hukuk sorumluluğu açısından çok fazla genişleteceği, dolayısıyla teşebbüslerin maddi gerçekliğe uygun olmayan durumlarla karşı karşıya kalmalarına sebep olabileceği anlaşılmaktadır.

Rekabet Kurulu’nun uyuşmazlığa konu kararı incelendiğinde, Türkiye’de faaliyet gösteren 12 bankanın mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetleri konusunda anlaşma ve/veya uyumlu eylem içerisinde bulunmak suretiyle 4054 Sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl edip etmediğinin tespiti amacıyla yapılan soruşturma kapsamında gerçekleştirilen yerinde incelemelerde 28 adet belgeye ulaşıldığı, söz konusu belgelerin Kurum tarafından değerlendirilmesi sonucunda; bankacılık sektöründe faaliyet gösteren 12 teşebbüsün, çeşitli bankacılık hizmetlerine yönelik uygulanan faiz oranlarını ve ücretleri birlikte belirlemek üzere rekabeti sınırlayıcı nitelikte eylemlerde bulundukları, söz konusu eylemlerin mevduat (kamu bankaları açısından kamu mevduatı da dâhil olmak üzere ), kredi ve kredi kartı hizmetlerini konu edinen bir uzlaşma kapsamında vuku bulduğu, uzlaşmanın ortak planının fiyat stratejilerinin birlikte belirlenmesi olduğu, Belge 1 ve Belge 2’den yedi adet piyasa yapıcı büyük banka (YKB, AKBANK, GARANTİ, İŞ BANKASI, VAKIFBANK, HALKBANK ve ZİRAAT ) tarafından, kredi ve mevduat hizmetlerine yönelik fiyat tespiti hususunda bir uzlaşmanın tesis edildiği, Belge 3 ve Belge 4’ten 2007 tarihli belgeler (Belge 1, Belge 2 ) uyarınca yedi teşebbüs arasında varıldığı anlaşılan uzlaşmanın 2008 yılında da uygulanmaya devam ettiği, söz konusu ilk dört belgenin uzlaşmanın ortak planını somut olarak ortaya koyduğu, FİNANSBANK, HSBC, DENİZBANK, ING ve TEB’in ilerleyen tarihlerde belirli hizmet türleri bakımından söz konusu uzlaşmaya dâhil olduğu, Belge 10’a göre, en azından 10/06/2010 tarihinden itibaren uzlaşmanın kapsamının kredi kartı hizmetlerini de kapsayacak şekilde genişlediği, taraflar arasında gerçekleştirilen her bir anlaşma ve/veya uyumlu eylemin ayrı birer ihlâl niteliği taşımadığı, taraflarca gerçekleştirilen mutabakatların nihai amacı fiyat koordinasyonu olan bir uzlaşmanın unsurlarını oluşturduğu, Belge 14, Belge 16, Belge 19, Belge 20 ve Belge 21’den mevduat hizmetlerine ilişkin uzlaşmanın bir unsuru olarak kamu mevduatına yönelik bankacılık hizmetlerinde de rekabeti sınırlayıcı nitelikte eylemlerin fiiliyata geçirildiği, kamu bankalarının kamu mevduatı alanındaki söz konusu eylemlerinin ayrı bir uzlaşma değil, soruşturmaya taraf olan bütün bankaların katıldığı “uzlaşma” kapsamında gerçekleştirildiği sonucuna ulaşılarak, dava konusu Kurul kararı ile soruşturmaya taraf olan 12 bankanın tamamının mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetleri alanında 4054 Sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettiklerine karar verilmiştir.

Görüldüğü üzere, dava konusu Kurul kararında ortak planı gösterdiği belirtilen ilk dört belgeden hareketle, yedi piyasa yapıcı bankanın mevduat ve kredi hizmetlerine yönelik fiyat tespitinde bulundukları kanaatine ulaşılmış; ilerleyen tarihlerde ihlâle beş bankanın daha katıldığı ve ortak planın kredi kartı hizmetlerini de içerecek şekilde genişletildiği kabul edilmiş; ayrıca, kamu bankalarının kamu mevduatı hizmetine yönelik eylemleri de tüm bankaların katıldığı uzlaşmanın bir parçası olarak değerlendirilmiştir.

Dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgeler incelendiğinde; Belge 2, Belge 3 ve Belge 4’ten YKB, AKBANK, GARANTİ, İŞ BANKASI, VAKIFBANK, HALKBANK ve ZİRAAT’ın mevduat hizmetlerine ilişkin olarak belirli bir uzlaşı içerisinde bulunduğu; Belge 6’dan YKB, AKBANK, GARANTİ, FİNANSBANK ve İŞ BANKASI’nın konut ve taşıt kredilerine ilişkin olarak belirli bir uzlaşı içerisinde bulunduğu; Belge 10, Belge 12, Belge 17, Belge 25, Belge 26 ve Belge 27’den YKB, AKBANK, GARANTİ, FİNANSBANK ve HSBC’nin kredi kartı hizmetlerine ilişkin olarak belirli bir uzlaşı içerisinde hareket ettiği; Belge 14, Belge 16, Belge 19, Belge 20 ve Belge 21’den VAKIFBANK, HALKBANK ve ZİRAAT’ın kamu mevduatı hizmetlerine ilişkin olarak belirli bir uzlaşı içerisinde hareket ettiği görülebilmekte ise de; davalı idare tarafından mevduat, kredi, kredi kartı ve kamu mevduatı hizmetlerine ilişkin olarak gerçekleştirilen çeşitli ihlâllerin, devam eden tek bir ihlâl yaklaşımı kapsamında tek bir çerçeve anlaşma veya ortak plan doğrultusunda gerçekleştirildiğinin ortaya konulamadığı; kararda ortak planı somut bir şekilde ortaya koyduğu kabul edilen ilk dört belgenin mevduata ilişkin bir uzlaşıyı ispatlamanın ötesine geçemediği, zira mevduata ilişkin uzlaşmanın ilk defa Belge 2 ile ortaya konulduğu, daha eski tarihli Belge 1’in ise konut kredisi faizlerine ilişkin olarak yalnızca iki banka arasındaki bir bilgi değişimini göstermekte olduğu, bu belgeden, daha sonraki bir tarihte gerçekleştiği anlaşılan mevduata ilişkin bir uzlaşıya kredi hizmetinin de dâhil olduğu sonucunun çıkarılamayacağı; ayrıca mevduat, kredi, kredi kartı ve kamu mevduatı hizmetlerine ilişkin olarak farklı teşebbüsler arasında gerçekleştirilen çeşitli ihlallerin belirli bir koordinasyon içerisinde gerçekleştirildiğinin veya en azından söz konusu ihlâller arasındaki irtibatın ortaya konulamadığı; bunun yanında yalnızca bir veya iki hizmete yönelik olarak hakkında delil elde edilen (özellikle ihlale sonradan katıldığı değerlendirilen beş teşebbüsün ) teşebbüslerin mevduat, kredi, kredi kartı ve kamu mevduatı hizmetlerini kapsayan genel bir çerçeve anlaşma veya ortak plandan haberdar olduğunun ortaya konulamadığı görülmektedir.

Bu durumda, davalı idare tarafından Türkiye’de faaliyet gösteren 12 bankanın tamamının mevduat, kredi, kredi kartı ve kamu mevduatı hizmetlerine ilişkin olarak tek bir çerçeve anlaşma veya ortak plan dâhilinde belirli bir koordinasyon içerisinde hareket ettiğinin ve ihlale katılan teşebbüslerin söz konusu çerçeve anlaşma veya ortak plandan haberdar olduğunun yeterli seviyede (makul şüphenin ötesinde ) bir ispat standardı ile ortaya konulamadığı, bu hususlara ilişkin olarak dava konusu Kurul kararında yer alan tespitlerin gerekli deliller ile desteklenmediği, dolayısıyla davalı idare tarafından eksik incelemeye dayalı olarak işlem tesis edildiği anlaşılmaktadır.

Nitekim, dava konusu Kurul kararının sonuç kısmında soruşturmaya taraf olan 12 bankanın tamamının mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetleri alanında 4054 Sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlâl ettikleri sonucuna varılmış ise de; dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgeler incelediğinde, bazı bankaların sadece tek bir hizmet yönünden ihlâle katıldığı (Örneğin, TEB sadece mevduat, HSBC ise sadece kredi kartı hizmetine ilişkin ihlâle katılmıştır. ), bazı bankaların ise bazı hizmetler yönünden hiçbir şekilde ihlâle katılmadığı (Örneğin, kamu bankalarının kredi hizmetine ilişkin ihlâle katıldıklarına yönelik delil bulunmamaktadır. ), dolayısıyla 12 bankanın tamamının bütün sektörlerdeki (mevduat, kredi, kredi kartı ve kamu mevduatı ) ihlâle katıldığından bahsedilemeyeceği görülmekte olup, 12 bankanın tamamının farklı sektörlere ilişkin olarak farklı bankalar arasında gerçekleşen ihlâllerin tamamından sorumlu tutulmasında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

Daha açık bir ifade ile, soruşturmaya taraf olan 12 bankanın tek bir çerçeve anlaşma veya ortak plan dâhilinde belirli bir koordinasyon içerisinde hareket ettiğinin ortaya konulamadığı açık olan dava konusu uyuşmazlıkta, ilgili bankalar hakkında ihlâle dâhil oldukları her bir hizmet yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerekirken, devam eden tek bir ihlâl yaklaşımı kapsamında tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığından, davanın reddi yolundaki temyize konu İdare Mahkemesi kararında hukukî isabet bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Öte yandan, 02/11/2011 tarih ve 28103 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 659 Sayılı “Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname”nin “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin birinci fıkrasının (ç ) bendinde, idarenin, 10/12/2003 tarihli ve 5018 Sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I ) ve (II ) sayılı cetvellerde belirtilen kamu idarelerini ifade ettiği; “Davalardaki temsilin niteliği ve vekâlet ücretine hükmedilmesi ve dağıtımı” başlıklı 14. maddesinin birinci fıkrasında ise, tahkim usulüne tâbi olanlar dâhil adli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi âmirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler lehine neticelenmesi hâlinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekâlet ücretinin takdir edileceği kurala bağlanmıştır.

Davalı Rekabet Kurumu’nun 5018 Sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na ekli (I ) ve (II ) sayılı cetvellerde belirtilen kamu idarelerinden olmadığı anlaşıldığından söz konusu Kanun Hükmünde Kararname’nin kapsamında olmadığı açıktır.

Bu itibarla, davalı idare adına sunulan savunmaların ve beyanların tamamının “avukat olmayan hukuk müşaviri” tarafından sunulduğu anlaşıldığından, 659 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve 5018 Sayılı Kanun’un ilgili maddeleri gereği davalı idare lehine vekâlet ücretine hükmedilemeyeceğinden davalı idare lehine vekalet ücretine hükmedilmesine ilişkin temyize konu İdare Mahkemesi kararında bu yönüyle de hukukî isabet bulunmamaktadır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1. Davacının temyiz isteminin kabulüne;

2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Ankara 2. İdare Mahkemesi’nin 25/12/2014 tarih ve E:2014/232, K:2014/1581 Sayılı kararının 2577 Sayılı Kanun’un 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA,

3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkeme’ye gönderilmesine, 21.05.2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

(X ) KARŞI OY :

Düzeltilmesi istenilen kararda yer alan gerekçelerle, karar düzeltme isteminin reddi gerektiği görüşüyle karara katılmıyorum.

T.C.

DANIŞTAY

3. DAİRE

E. 2019/16

K. 2019/418

T. 28.1.2019

• RE’SEN SALINAN VERGİ ZİYAI CEZALI GELİR VERGİSİNİN KALDIRILMASI İSTEMİ ( Tarafların Yargılamanın Her Aşamasında Netice-i Taleplerinden Vazgeçebilecekleri – Vergi Mahkemesi Kayıtlarına Giren Dilekçeyle Bölge İdare Mahkemesi Vergi Dava Dairesi Dosyasında Görülen Davadan Feragat Edildiği Bildirildiğinden Davacının Bu İstemi Hakkında Karar Verilmek Üzere Vergi Dava Dairesi Kararının Bozulması Gerektiği )

• DAVADAN FERAGAT ( Davacının, Talep Sonucundan Kısmen veya Tamamen Vazgeçmesi – Temyiz Aşamasında Mahkeme Kararı Henüz Kesinleşmediğine ve Yargılama Sürdüğüne Göre Davacının Davadan Feragatinin Mümkün Olduğu/Davacının Vergi Dava Dairesinde Görülen Davadan Feragat Ettiğine Dair İstemi Hakkında Karar Verilmek Üzere Vergi Dava Dairesi Kararının Bozulması Gerektiği )

193/m.Geç.88

2577/m.31

6100/m.307,309,310,311

ÖZET : Dava, davacı adına, tanzim edilen vergi inceleme raporuna istinaden için re’sen salınan vergi ziyaı cezalı gelir vergisinin kaldırılması istemine ilişkindir.

Taraflar yargılamanın her aşamasında netice-i taleplerinden vazgeçebileceklerinden ve temyiz aşamasında da mahkeme kararı henüz kesinleşmediğine ve yargılama sürdüğüne göre, davacının davadan feragatı mümkün bulunduğundan; Vergi Mahkemesi kayıtlarına giren dilekçeyle Bölge İdare Mahkemesi Vergi Dava Dairesi dosyasında görülen davadan feragat edildiği bildirildiğinden, davacının bu istemi hakkında karar verilmek üzere Vergi Dava Dairesi kararının bozulması gerekmiştir.

İSTEMİN KONUSU : Tekirdağ Vergi Mahkemesi’nin 13/10/2017 tarih ve E:2016/642, K:2017/546 Sayılı kararına yöneltilen istinaf başvurusuna ilişkin İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 1. Vergi Dava Dairesinin 18/07/2018 tarih ve E:2018/55, K:2018/2030 Sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:

Dava konusu istem: Davacı adına, tanzim edilen vergi inceleme raporuna istinaden 2011 yılı için re’sen salınan vergi ziyaı cezalı gelir vergisinin kaldırılması istemine ilişkindir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: 213 Sayılı Vergi Usul Kanununun 134. maddesinde öngörülen amaç uyarınca ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunun araştırılıp tespit edilerek, olayın gerçek mahiyetinin hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde somut olarak ortaya çıkarıldığı yeterli bir vergi incelemesinin varlığından bahsetmek mümkün olmadığından eksik, soyut ve kanaate dayalı vergi incelemesine istinaden re’sen salınan vergi ve kesilen cezada hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu tarhiyat kaldırılmıştır.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Dava konusu olayda, dolmuş hat bedellerinin satışın yapıldığı tarih şartlarına nazaran çok cüzi tutarlarda el değiştirdiğinin kabul edilmesinin ticari icaplara uymadığı, davacının, inceleme esnasında kooperatif hissesini 75.000,00 TL tutar karşılığı nakden ve peşin olarak devrettiği yolundaki beyanı ile söz konusu dönemde alıcı tarafından muhtelif bankalardan alınan kredi tutarlarının örtüştüğü hususları göz önüne alındığında, tarhiyatın, 75.000,00 TL’na isabet eden kısmında hukuka aykırılık, bu tutarı aşan kısmında ise hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle, dava konusu tarhiyatın 75.000,00 TL’na isabet eden kısmı yönünden istinaf başvurusu kabul edilerek, Vergi Mahkemesi kararının değinilen hüküm fıkrası kaldırılmış ve dava bu yönden reddedilmiş, bu tutarı aşan kısmı yönünden ise istinaf başvurusu reddedilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı adına düzenlenen vergi inceleme raporunda yer alan tespitlerle, gerek ilgili kişilerin ifadesine başvurularak, gerek emsal araştırması yapılarak olayın gerçek mahiyetinin ortaya konulduğu ileri sürerek kararın aleyhe olan hüküm fıkrasının bozulması istenilmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Tekirdağ Vergi Mahkemesi kayıtlarına 09/10/2018 tarihinde giren dilekçeyle davadan feragat edildiği bildirildiğinden temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulüyle Vergi Dava Dairesi kararının bozulması gerekeceği düşünülmektedir.

Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

KARAR : İNCELEME VE GEREKÇE:

MADDİ OLAY :

Davacı tarafından, adına 2011 yılı için yapılan vergi ziyaı cezalı gelir vergisi tarhiyatına karşı açılan davayı sonuçlandıran Vergi Mahkemesi kararına yöneltilen istinaf başvurusu üzerine verilen Vergi Dava Dairesi kararının temyizi aşamasında, Tekirdağ Vergi Mahkemesi kayıtlarına 09/10/2018 tarihinde giren dilekçeyle, 06/03/2018 tarih ve 30383 Sayılı resmi gazetede yayınlanan Katma Değer Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlar İle 178 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 18. maddesiyle 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununa eklenen geçici 88. maddesi uyarınca hiçbir şart olmadan davadan feragat edildiği bildirilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:

2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 31. maddesinin yollamada bulunduğu 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 307. maddesinde feragat, davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olarak tanımlanmış, 309. maddesinde, feragatın dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılacağı; 310. maddesinde, feragatın hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabileceği; 311. maddesinde ise feragatın kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğuracağı kurala bağlanmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

Taraflar yargılamanın her aşamasında netice-i taleplerinden vazgeçebileceklerinden ve temyiz aşamasında da mahkeme kararı henüz kesinleşmediğine ve yargılama sürdüğüne göre, davacının davadan feragatı mümkün bulunmaktadır.

Bu nedenle, 09/10/2018 tarihinde Tekirdağ Vergi Mahkemesi kayıtlarına giren dilekçeyle İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 1. Vergi Dava Dairesinin E:2018/55 Sayılı dosyasında görülen davadan feragat edildiği bildirildiğinden, davacının bu istemi hakkında karar verilmek üzere Vergi Dava Dairesi kararının bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 1. Vergi Dava Dairesinin 18/07/2018 tarih ve E:2018/55, K:2018/2030 Sayılı kararının BOZULMASINA,

2. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Vergi Dava Dairesine gönderilmesine,

3. Yargılama giderlerinin yeniden verilecek kararda karşılanması gerektiğine, 28.01.2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

( X )-KARŞI OY :

Davacı tarafça Katma Değer Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlar İle 178 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 18. maddesiyle 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununa eklenen geçici 88. maddesi uyarınca davadan feragat ettiği bildirildiğinden, söz konusu istem 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 307 ve devamında yer alan maddeler kapsamında yapılmış bir feragat istemi olarak nitelendirilemeyeceğinden konusu kalmayan istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına kararı verilmesi gerektiği oyuyla Karara katılmıyorum.

T.C.

DANIŞTAY

8. DAİRE

E. 2012/7088

K. 2012/7438

T. 11.10.2012

• SAĞLIK HİZMETİNDE REKLAM ( Web Sitesinde “İmplant ve Lazerle Diş Beyazlatma Hizmetlerinde Ödeme Kolaylığı Hospident Clup Card İle Size Hizmet Vermekten Onur Duyarız Kredi Kartına Vade Farksız 12 Taksit Online Randevu” İfadeleri – Disiplin Cezasında Hukuka Aykırılık Bulunmadığı )

• DİŞ HEKİMLERİ BİRLİĞİNCE VERİLEN CEZA ( Web Sitesindeki Duyuruların İçeriğinin Reklam ve Haksız Rekabet Niteliği Taşıması – Yasal ve Düzenleyici Kuralların İhlali Nedeniyle Hukuka Uygun Olduğu )

• WEB SİTESİNDE SAĞLIK HİZMETİ DUYURULARI ( İmplant ve Lazerle Diş Beyazlatma Hizmetlerinde Ödeme Kolaylığı Hospident Clup Card İle Size Hizmet Vermekten Onur Duyarız Kredi Kartına Vade Farksız 12 Taksit Online Randevu İfadeleri – Reklam ve Haksız Rekabet Oluşturduğu )

• REKLAM VE HAKSIZ REKABET OLUŞTURAN İFADELER ( İmplant ve Lazerle Diş Beyazlatma Hizmetlerinde Ödeme Kolaylığı Hospident Clup Card İle Size Hizmet Vermekten Onur Duyarız Kredi Kartına Vade Farksız 12 Taksit Online Randevu İfadeleri – Diş Hekimine Disiplin Cezası Verilmesinin Hukuka Uygunluğu )

3224/m. 44

1219/m. 24

Türk Diş Hekimleri Birliği ve Diş Hekimleri Odalarının Disiplin Yönetmeliği/m. 8/a

Özel Hastaneler Yönetmeliği/m. 16, 17, 60

ÖZET : Dava, Diş Hekimi olarak görev yapan davacının Türk Diş Hekimleri Birliği Yüksek Disiplin Kurulu Başkanlığınca 2007 yılı asgari muayene ücretinin 50 katı tutarında idari para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin onama kararının iptali istemi ile açılmıştır.

Davacının mesul müdürlüğünü yaptığı sağlık kuruluşu tarafından hazırlanan web sitesinde “implant ve lazerle diş beyazlatma hizmetlerinde ödeme kolaylığı, hospident clup card ile hospident ailesinin seçkin üyelerinden biri olarak size hizmet vermekten onur duyarız, kredi kartına vade farksız 12 taksit, online randevu” gibi talep yaratmaya yönelik reklam içeren ifadelere yer verildiği gerekçesi ile ilanın içeriği nedeniyle reklam ve haksız rekabet niteliği taşıdığından bahisle dava konusu işlemin tesis edilmiş olduğu anlaşılmaktadır.

Olayda, davacıya para cezası verilmesine konu teşkil eden ve dosya içinde yer alan söz konusu Web sitesindeki duyuruların incelenmesinden; bu ilanın, reklam unsuru içermekte olup, belli bir alanda verilen sağlık hizmetinin ticari bir niteliğe büründurülerek Yasal ve düzenleyici kuralların ihlali sonucunu doğurduğu görülmektedir.

Bu durumda, davacıya mevzuat hükümlerine aykırılık davranması nedeniyle verilen disiplin cezasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

İstemin Özeti : Dairemizin 31.5.2012 gün ve E:2008/9568, K:2012/4062 sayılı kararının; hukuka aykırı olduğu öne sürülerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : İstemin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hâkimi : Hilal AKTEMUR DERMANCIOĞLU

Düşüncesi : İstemin reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Sekizinci Dairesince işin gereği görüşüldü:

KARAR : Danıştay Dava Daireleri ve İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurulları tarafından verilen kararlar hakkında karar düzeltilmesi yoluna başvurulabilmesi 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54. maddesinde yazılı nedenlerin bulunmasına bağlıdır.

İstemde bulunan tarafından öne sürülen düzeltme nedenleri ise sözü edilen maddede belirtilen nedenlerden hiçbirisine uymadığından,

SONUÇ : Düzeltme isteminin reddine, yargılama giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, 11.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

ANKARA 10.İDARE MAHKEMESİ

ESAS NO : 2008/643

KARAR N0:2008/1668

DAVACI : …

VEKİLİ : …

KARSI TARAF ( DAVALI ) : Türk Diş Hekimleri Birliği / ANKARA

VEKİLİ : …

İSTEMİN ÖZETİ : Diş Hekimi olarak görev yapan davacının Türk Diş Hekimleri Birliği Yüksek Disiplin Kurulu Başkanlığınca 2007 yılı asgari muayene ücretinin 50 katı tutarında idari para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin 16.01.2008 tarih ve 22 sayılı onama kararının; söz konusu ilanlar ile tedavi yöntemi ve ödemeler konusunda halkın bilinçlendirilmesinin amaçlandığı, özendirici ve rekabete yol açıcı bir durumun soz konusu olmadığı ileri sürülerek iptali istenilmektedir.

SAVUNMANIN ÖZETİ : Davacının faaliyetinin talep yaratmaya yönelik özendirici ve rekabete yol açıcı nitelikte olduğunun belirlenmesi nedeniyle davacının fiiline uygun disiplin cezası ile cezalandırılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren 10. Mahkemesi’nce işin gereği görüşüldü:

Dava, Diş Hekimi olarak görev yapan davacının Türk Diş Hekimleri Birliği Yüksek Disiplin Kurulu Başkanlığınca 2007 yılı asgari muayene ücretinin 50 katı tutarında idari para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin 16.01 2008 tarih ve 22 sayılı onama kararının iptali istemi ile açılmıştır.

1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı icrasına Dair Yasanın 24. maddesinde, Mesleklerini uygulayan hekimlerin, hasta kabul ettikleri mahal ile muayene saatlerini ve ihtisaslarını bildiren ilanlar terkibine mezun olup diğer suretlerle ilan, reklam ve saire yapmalarının yasak olduğu kurala bağlanmıştır

Tıbbi Deontoloji Tüzüğünün 8. maddesinde, tabiplik ve diş tabipliği mesleklerine ve tedavi müesseselerine, ticari bir veçhe verilemeyeceği, tabip ve diş tabibinin yapacağı yayınlarda tababet mesleğinin şerefini üstün tutmaya mecbur olduğu, her ne suretle olursa olsun, yazılarında kendi reklamını yapamayacağı, tabip ve diş tabibinin, gazetelerde ve diğer neşir vasıtalarında, reklam mahiyetinde teşekkür ilanları yazdıramayacağı, 9. maddesinde, tabip ve diş tabibinin, gazete ve sair neşir vasıtaları ile yapacağı ilanlarda ve reçete kağıtlarında, ancak ad ve soyadı ile adresini, Tababet İhtisas Nizamnamesine göre kabul edilmiş olan ihtisas şubesini, akademik unvanını ve muayene gün ve saatlerini yazabileceği, 39. maddesinde, tabip ve dış tabibinin meslektaşlarına hastalarını elde etmeye matuf hareket ve teşebbüslerde bulunamayacağı hükmüne yer verilmiştir.

Öte yandan, 3224 sayılı Türk Diş Hekimleri Birliği Yasasının “Disiplin Cezalan” başlığını taşıyan 44. maddesinde, diş hekimlerine verilebilecek disiplin cezaları tek tek sayılarak, disiplin cezalarını gerektiren fiiller ve bu fiillere uygulanacak disiplin cezalarındaki yöntem ve usullerin Birlikçe düzenlenecek bir yönetmelikle gösterileceği hükme bağlanmış olup, bu hükme dayanılarak çıkarılan Türk Diş Hekimleri Birliği ve Diş Hekimleri Odalarının Disiplin Yönetmeliğinin 8/a maddesinde; reçete Kağıtları, el ilanları, promosyon malzemeleri ve benzeri araçlarla reklam yapmak veya sanal ortamlarda dahil olmak üzere her türlü iletişim araçlarında reklam amacına yönelik ve haksız rekabeti sağlayıcı yazılar yazmak, yazdırmak veya açıklamalarda bulunmak, çalıştığı veya ortağı olduğu kuruluş veya şirket aracılığı ile anılan eylemlerin yapılmasına göz yummak fiilinin para cezası ile cezalandırılacağı düzenlemesine yer verilmiştir.

Özel Hastaneler Yönetmeliğinin 16.maddesinde; özel hastanelerin tıbbi, idari, mali ve teknik hizmetlerinin bir mesul müdür sorumluluğunda yürütüleceği, 17. maddesinde; “Özel hastanenin tıbbi, idari, mali ve teknik hizmetlerini mevzuata uygun olarak idare etmek ve denetlemekle” görevli olan kişinin mesul müdür olduğu düzenlemesine yer verilmiş, 60. maddesinde de; özel hastanelerin tıbbi deontoloji ve mesleki etik kurallarına aykırı şekilde insanları yanıltan ve yanlış yönlendiren, ruhsatında yazılı kabul ve tedavi ettiği uzmanlık dallarından başka hastaların tedavi ettiği intibaını uyandıran, diğer hastaneler aleyhine haksız rekabet yaratan davranışlarda bulunamayacağı ve bu mahiyette reklam ve tanıtımlar yapamayacağı, özel hastanelerin ruhsatında kayıtlı ısmı dışında bir isim kullanamayacağı, böyle faaliyet gösteremeyeceği, rekabetin korunması ve haksız rekabet ile ilgili diğer mevzuat hükümlerinin saklı olduğu belirtilmiştir.

Hekimlik Meslek Etiğı Kurallarının 11. maddesinde de, hekimin mesleğini icra ederken reklam yapamayacağı, ticari reklamlara araç olamayacağı, çalışmalarına ticari bir görünüm veremeyeceği, insanları yanıltıcı, paniğe düşürücü, yanlış yönlendirici, meslektaşları arasında haksız rekabete yol açıcı davranışlarda bulunamayacağı, hekimin yayın araçlarıyla yapacağı duyurularda varsa Tababet Uzmanlık Tüzüğüne göre kabul edilmiş olan uzmanlık alanını, çalışma gün ve saatlerini bildirebileceği öngörülmüştür.

Dava dosyasının incelenmesinden, davacının mesul müdürlüğünü yaptığı sağlık kuruluşu tarafından hazırlanan web sitesinde “implant ve lazerle diş beyazlatma hizmetlerinde ödeme kolaylığı, hospident clup card ile hospident ailesinin seçkin üyelerinden biri olarak size hizmet vermekten onur duyarız, kredi kartına vade farksız 12 taksit, online randevu” gibi talep yaratmaya yönelik reklam içeren ifadelere yer verildiği gerekçesi ile ilanın içeriği nedeniyle reklam ve haksız rekabet niteliği taşıdığından bahisle dava konusu işlemin tesis edilmiş olduğu anlaşılmaktadır.

Olayda, davacıya para cezası verilmesine konu teşkil eden ve dosya içinde yer alan söz konusu Web sitesindeki duyuruların incelenmesinden; bu ilanın, reklam unsuru içermekte olup, belli bir alanda verilen sağlık hizmetinin ticari bir niteliğe büründurülerek alıntısı yapılan Yasal ve düzenleyici kuralların ihlali sonucunu doğurduğu görülmektedir.

Bu durumda, davacıya yukarıda açıklanan mevzuat hükümlerine aykırılık davranması nedeniyle verilen disiplin cezasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, davanın reddine, aşağıda dökümü gösterilen 80,20-YTL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, A.A.Ü.T. uyarınca belirlenen 350,00-YTL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, artan posta ücretinin istek halinde davacıya iadesine, kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 30 gün içinde Danıştay’da temyiz yolu açık olmak üzere, 08.07.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

T.C.

DANIŞTAY

13. DAİRE

E. 2008/5144

K. 2011/1521

T. 12.4.2011

• THY UÇAK BİLETLERİNİN GARANTİ BANKASI SHOP&MİLES KREDİ KARTI ARACILIĞIYLA SATIŞI ( Bankanın Söz Konusu Satışları YKM ile Münhasırlık Anlaşması Yaparak Bu Acente ile Yapmasının Rekabeti İhlal Ettiği İddiası – İddia Karşısında Soruşturma Açılmamasının Uygulamaya İki Hafta Gibi Kısa Bir Sürede Son Verilmiş Olması Nedeniyle Hukuka Aykırılık Bulunmadığı )

• REKABET KURULUNUN SORUŞTURMA AÇMAMA KARARININ İPTALİ DAVASI ( THY Uçak Biletlerinin Garanti Bankasına Ait Shop&Miles Kredi Kartı Aracılığıyla Satışı – Bankanın Uçak Biletlerinin Bu Kartla Satışı Hususunda YKM Seyehat Acentesiyle Münhasırlık Anlaşması Yapmasının Rekabeti İhlal Ettiği İddiası Karşısında Soruşturma Açmaması )

• PİYASADA HAKİM DURUMDA OLMA ( Rakipleri ve Müşterilerinden Bağımsız Hareket Ederek Fiyat Araz Üretim ve Dağıtım Miktarı Gibi Ekonomik Parametreleri Belirleyebilme Gücüne Sahip Olması Gereği – Shop&Miles Uygulaması İçin YKM Seyahat Acentesiyle Yapılan Münhasırlık Sözleşmesi İki Haftada Sona Erdiğinden Rekabet Kurulunun Soruşturma Açmamasının Hukuka Aykırı Olmadığı )

4054/m. 4641

ÖZET : Bir teşebbüsün hakim durumda olduğunun kabul edilebilmesi için, rakipleri ve müşterilerinden bağımsız hareket ederek fiyat, arz, üretim ve dağıtım miktarı gibi ekonomik parametreleri belirleyebilirle gücüne sahip olması gerekir.

İstemin Özeti : Türkiye Garanti Bankası A.Ş.’nin ( Garanti Bankası ), uçak bileti satışına dair faaliyetleri ile 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. ve 6. maddelerini ihlal ettiği iddialarıyla Kurum’a şikayet edilmesi üzerine yapılan önaraştırma sonucunda düzenlenen rapora dayanılarak, şikayet konusu faaliyetin amacının acenteler arasındaki rekabet ortamını bozmak olmadığı ve ilgili pazarda rekabeti engelleyici etkisinin çok sınırlı olduğu hususları göz önüne alındığında, teşebbüs hakkında 4054 Sayılı Kanunun 41. maddesi uyarınca soruşturma açılmasına gerek olmadığı ve şikayetin reddi yolundaki Rekabet Kurulu’nun 28.2.2008 tarih ve 08-19/196-66 Sayılı kararının; Garanti Bankası’nın, Türk Hava Yollan A.O. ( THY ) iç ve dış hat uçak biletlerinin Garanti Bankası kredi kartlarından biri olan Shop&Miles kredi kartı aracılığıyla promosyonlu satışı hususunda, YKM Turizm Seyahat Acentesi isimli acente ( Y… K… Turizm Ltd. Şti. ) ile münhasırlık anlaşması yaptığı ve bu anlaşma çerçevesinde, sadece söz konusu acentenin indirimli THY uçak bileti satışı yapabildiği, eşit konumdaki diğer acentelerin aynı sözleşme şartlarını haiz sözleşme yapma taleplerinin ise Garanti Bankası tarafından herhangi bir rasyonel gerekçe olmaksızın reddedildiği belirtilmekte ve bu suretle 4054 Sayılı Kanun’un ihlal edildiği, şikayetin ana konusu olmasına rağmen, Garanti Bankası’nın YKM Turizm Seyahat Acentası ile akdetmiş olduğu sözleşme ve YKM Turizm Seyahat Acentası’nın Garanti Bankası ile çalışmaya başladığı dönem ile öncesindeki ve her hangi bir banka ile anlaşması olmayan IATA üyesi seyahat acentasının satış oranları ile ilgili olarak her hangi bir inceleme yapılmadığı ve yalnızca şikayet edilen Banka ifadelerine yer verilmek suretiyle delil ve savunmaların doğru olarak değerlendirilemediği ileri sürülerek iptali istenilmektedir.

Savunmanın Özeti: Dava konusu kararda usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek hukuki dayanaktan yoksun olduğu öne sürülen davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hakimi Betül Özyiğit’in Düşüncesi: Önaraştırma raporu ile tespit edilen bilgi ve belgelerin, 4054 Sayılı Kanun kapsamında yapılan değerlendirilmesi sonucunda, soruşturma açılmasına gerek bulunmadığı yolundaki Rekabet Kurulu’nun davaya konu kararında hukuka aykırılık bulunmadığından, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Savcısı Birgül Kurt’un Düşüncesi: Dava, Rekabet Kurulunca verilen 28.2.2008 tarihli, 08-19/196-66 Sayılı kararın iptali istemiyle açılmıştır.

Davalı idarenin usule dair itirazı yerinde görülmemiştir.

Davacı Türkiye Seyahat Acenteleri Birliğince; Garanti Bankası’nın, Türk Hava Yolları A.O. ( THY ) iç ve dış hat uçak biletlerinin Garanti Bankası kredi kartlarından biri olan Shop&Miles kredi kartı aracılığıyla promosyonlu satışı hususunda, YKM Turizm Seyahat Acentesi ( Y… K… Turizm Ltd. Şti. ) ile münhasırlık anlaşması yaptığı ve bu anlaşma çerçevesinde, sadece söz konusu acentenin indirimli THY uçak bileti satışı yapabildiği, eşit konumdaki diğer acentelerin aynı sözleşme şartlarını haiz sözleşme yapma taleplerinin ise Garanti Bankası tarafından herhangi bir rasyonel gerekçe olmaksızın reddedildiği belirtilerek, 4054 Sayılı Kanun’un ihlal edildiği şikayetinde bulunulduğu,

2.12.2003 tarihinde Rekabet Kuruluna bildirilen Shop&Miles kredi kartına dair THY ile Garanti Bankası arasındaki işbirliğinin, 30.7.2004 tarih ve 04-50/678- 172 Sayılı Kurul Kararı 2002/2 Sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği kapsamında bulunduğunun tespit edildiği, şikayet üzerine 4054 Sayılı Kanunun 4 ve 6. maddeleri kapsamında açılan önaraştırma sonucu; şikayet edilen Bankanın,>indirimli havayolu taşımacılığı promosyonu sunan kredi kartları pazarında faaliyet gösteren seyahat acentelerinden herhangi birisine münhasırlık sağlamak gibi bir amacının bulunmadığı, şikayete konu faaliyetin gerçekleştirilmesindeki temel amacın müşteri geri dönüşlerinin tam olarak hesaplanabilmesi olduğu, pilot uygulamanın başarılı olması halinde, gerekli şartları sağlayan tüm TÜRSAB üyesi acentelerle işbirliği yapılacağının belirtildiği, 1.11.2007-31.12.2007 tarihleri arasında yürütülmesinin planlanan şikayete konu olan faaliyetin sektörde, yer alan diğer acentelerden gelen tepkiler üzerine 15.11.2007 tarihinde sona erdirildiği, Shop&Miles kartının kullanım oranının diğer kredi kartlarına göre daha yüksek THY’nin Türkiye hava taşımacılığında %50’nin üzerinde pazar payına sahip olduğu göz önünde bulundurulduğunda, Garanti Bankası’nın ilgili ürün pazarında pay açısından lider konumda olmakla birlikte 4054 Sayılı Kanun anlamında hakim durumda olmadığı neticesine varıldığı, şikayet konusu faaliyetin amacının acenteler arasındaki rekabet ortamını bozmak olmaması ve ilgili pazarda rekabeti engelleyici etkisinin çok sınırlı olması sebebiyle de Banka hakkında 4054 Sayılı Kanunun 41. maddesi uyarınca soruşturma açılmasına gerek olmadığı ve şikayetin reddine dair davaya konu kararın verildiği görülmektedir.

4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 3. maddesinde hakim durum, belirli bir piyasadaki bir veya birden fazla teşebbüsün, rakipleri ve müşterilerinden bağımsız hareket ederek fiyat, arz, üretim ve dağıtım miktarı gibi ekonomik parametreleri belirleyebilirle gücü olarak tanımlanmış,

Kanun’un hakim durumun kötüye kullanılmasını yasaklayan 6. maddesinde de bir veya birden fazla teşebbüsün ülkenin bütününde ya da bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki hakim durumunu tek başına yahut başkaları ile yapacağı anlaşmalar ya da birlikte davranışlar ile kötüye kullanması halinin hukuka aykırı ve yasak olduğu hükme bağlanarak, uygulamada sık rastlanılan kötüye kullanma halleri arasında Ticari faaliyet alanına başka bir teşebbüsün girmesine doğrudan veya dolaylı olarak engel olunması ya da rakiplerin piyasadaki faaliyetlerinin zorlaştırılması da sayılmış;

4054 Sayılı Sayılı Kanunun 4. maddesinde ise; Belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri hukuka aykırı ve yasaktır. belirlemesi yapılmıştır.

4054 Sayılı Kanunun 27. maddesinin a ) bendinde; Bu Kanunda yasaklanan faaliyetler ve hukuki işlemler hakkında, başvuru üzerine veya resen inceleme, araştırma ve soruşturma yapmak; bu Kanunda düzenlenen hükümlerin ihlal edildiğinin tespit edilmesi üzerine, bu ihlallere son verilmesi için gerekli tedbirleri alıp bundan sorumlu olanlara idari para cezaları uygulamak Kurulun görev ve yetkileri arasında gösterilmiştir.

Anılan Kanunun 40. maddesinde; Kurul, resen veya kendisine intikal eden başvuralar üzerine doğrudan soruşturma açılmasına ya da soruşturma açılmasına gerek olup olmadığının tespiti için önaraştırma yapılmasına karar verir. Önaraştırma yapılmasına karar verildiği takdirde Kurul Başkanı, meslek personeli uzmanlardan bir ya da birkaçını raportör olarak görevlendirir. Önaraştırma yapmakla görevlendirilen raportör 30 gün içinde elde ettiği bilgileri her türlü delilleri ve konu hakkındaki görüşlerini Kurula yazılı olarak bildirir. hükmü yer almıştır.

4054 Sayılı Kanun ile belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma, bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar hukuka aykırı ve yasak olduğu kurala bağlanılarak, De Minimis kuralı kapsamında rekabetin hissedilir derecede sınırlanmadığı durumlar yasak kapsamından çıkarılmamış, yine ticari faaliyet alanına başka bir teşebbüsün girmesine doğrudan veya dolaylı olarak engel olunması amaçlayan eylemler koşulsuz olarak kötüye kullanma olarak belirlenmiştir.

Şikayet edilen teşebbüsün Y… K… Turizm Ltd. Şti. ile yaptığı anlaşma çerçevesinde, sadece söz konusu acentenin indirimli THY uçak bileti satışı yapabildiği, diğer acentelerin aynı sözleşme şartlarını haiz sözleşme yapma taleplerinin ise Garanti Bankası tarafından herhangi bir rasyonel gerekçe olmaksızın reddedildiği, bu uygulamanın rekabetin engellemesi, bozulması ya da kısıtlanması etkisini doğurabilecek nitelikte olması sebebiyle faaliyetin amacının rekabeti engelleme olmadığının kabulü halin de dahi soruşturma açılması Yasal düzenleme gereğidir.

Öte yandan; davaya konu kararda; 4054 Sayılı Kanunda, bir teşebbüsün hakim durumda kabul edilebilmesi için rakipleri ve müşterilerinden bağımsız hareket ederek fiyat, arz, üretim ve dağıtım miktarı gibi ekonomik parametreleri belirleyebilme gücüne sahip olması gerektiği, uygulamanın, müşteri/aracı konumundaki acentelerden gelen tepkiler sebebiyle başlangıcından 14 gün sonra gibi kısa bir süre içerisinde sona erdirdiği, bu kadar kısa bir süre içerisinde kendi iç dinamikleriyle rekabetin yeniden tesis edildiği bir sektörde faaliyet gösteren teşebbüsün, rakiplerine nazaran yüksek olan pazar payına rağmen hakim durumda bulunduğunu söylemenin güç olacağı yorumu ile şikayet edilen Bankanın 4054 Sayılı Kanun anlamında hakim durumda olmadığı kabul edilmiş ise de, söz konusu Bankanın, müşteri/aracı konumundaki acentelere rağmen, bağımsız hareket ederek bir acenteyle indirimli THY uçak bileti satışı yapabildiği, bu faaliyetini durdurmaması halinde indirimli havayolu taşımacılığı promosyonu sunan kredi kartları pazarında piyasa koşulları içinde bu durumu değiştirebilecek şekilde başka piyasa aktörün bulunmadığı dikkate alındığında, şikayetler üzerine uygulamanın durdurulmasının, hakim durumda olmaması ile ilişkili olmadığı sonucuna varılmıştır.

Bu durumda, uygulamaya dair olarak yapılan tespitlerden sonra, soruşturma açılmasına gerek olmadığı ve şikayetin reddi yolunda verilen kararda mevzuata uyarlık bulunmamıştır.

Açıklanan sebeplerle davaya konu kararın iptali gerektiği düşünülmüştür.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi’nce duruşma için önceden belirlenen 12.4.2011 tarihinde davacı vekilinin ve davalı idare vekilinin geldikleri; Danıştay Savcısı’nın hazır bulunduğu görülerek duruşmaya başlandı. Taraflara usulüne uygun olarak söz verildikten sonra Danıştay Savcısı’nın düşüncesi de alındıktan sonra son kez taraflara söz verilerek duruşma tamamlandı. Dosya incelenip, gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, Garanti Bankası’nın, uçak bileti satışına dair faaliyetleri ile 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. ve 6. maddelerini ihlal ettiği iddialarıyla Kurum’a şikayet edilmesi üzerine yapılan önaraştırma sonucunda düzenlenen rapora dayanılarak, soruşturma açılmasına gerek bulunmadığı ve şikayetin reddi yolundaki Rekabet Kurulu’nun 28.2.2008 tarih ve 08-19/196-66 Sayılı kararının iptali istemiyle açılmıştır.

4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 1. maddesinde, bu Kanun’un amacının, mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek, bunun için gerekli düzenleme ve denetlemeleri yaparak rekabetin korunmasını sağlamak olduğu belirtilmiş; 3. maddesinde, Hakim Durum, belirli bir piyasadaki bir veya birden fazla teşebbüsün, rakipleri ve müşterilerinden bağımsız hareket ederek fiyat, arz, üretim ve dağıtım miktarı gibi ekonomik parametreleri belirleyebilirle gücü, Teşebbüs, piyasada mal veya hizmet üreten, pazarlayan, satan gerçek ve tüzel kişilerle, bağımsız karar verebilen ve ekonomik bakımdan bir bütün teşkil eden birimler olarak tanımlanmış; 4. maddesinde, belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan doğruya veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemlerinin hukuka aykırı ve yasak olduğu belirtilmiş; 6. maddesinde de; bir veya birden fazla teşebbüsün ülkenin bütününde ya da bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki hakim durumunu tek başına yahut başkaları ile yapacağı anlaşmalar ya da birlikte davranışlar ile kötüye kullanmasının hukuka aykırı ve yasak olduğu belirtilmiş; Kanun’un 16/2. maddesinde ise, bu Kanun’un 4. ve 6. maddelerinde yasaklanmış olan davranışları gerçekleştirdiği, sabit olanlara Kanun maddesinde belirtilen miktarda para cezası verileceği hükme bağlanmış bulunmaktadır.

4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 27. maddesinin ( a ) bendinde, bu Kanun’da yasaklanan faaliyetler ve hukuki işlemler hakkında, başvuru üzerine veya re’sen inceleme, araştırma ve soruşturma yapmak; bu Kanun’da düzenlenen hükümlerin ihlal edildiğinin tespit edilmesi üzerine, bu ihlallere son verilmesi için gerekli tedbirleri alıp bundan sorumlu olanlara idari para cezaları uygulamak Rekabet Kurulu’nun görevleri arasında sayılmıştır.

4054 Sayılı Kanunun 42. maddesinin ilk fıkrasında, Kurul’un, ihbar veya şikayet başvurularında ileri sürülen iddiaları ciddi ve yeterli bulması durumunda, ihbar veya şikayet edenlere ileri sürülen iddiaların ciddi bulunduğunu ve araştırmaya başlandığını yazılı olarak bildireceği; 2. fıkrasında ise Kurul’un, gerek başvuruları açıkça reddetmesi, gerekse süresi içinde bildirimde bulunmayarak reddetmiş sayılması durumlarında, doğrudan ya da dolaylı menfaati olduğunu belgeleyen herkesin Kurul’un ret kararlarına karşı yargı yoluna başvurabileceği kurala bağlanmıştır.

Dosyanın incelenmesinden, davacı Türkiye Seyahat Acentaları Birliği tarafından, Garanti Bankası’nın, THY iç ve dış hat uçak biletlerinin Garanti Bankası kredi kartlarından biri olan Shop&Miles kredi kartı aracılığıyla promosyonlu satışı hususunda, Y… K… Turizm Ltd. Şti. ile münhasırlık anlaşması yaptığı ve bu anlaşma çerçevesinde, sadece söz konusu acentenin indirimli THY uçak bileti satışı yapabildiği, eşit konumdaki diğer acentelerin aynı sözleşme şartlarına haiz sözleşme yapma taleplerinin ise Garanti Bankası tarafından herhangi bir rasyonel gerekçe olmaksızın reddedildiği ve bu suretle 4054 Sayılı Kanun’un ihlal edildiği ileri sürülerek Kurum kayıtlarına 3.12.2007 tarih, 7956 sayı ile giren başvuru ile şikayette bulunulması üzerine hazırlanan 8.1.2008 tarih, 2007-4-207/İİ-07-O.G. sayılı İlk İnceleme Raporunun, 17.1.2008 tarih, 08-06 Sayılı Kurul toplantısında görüşülmesi sonucunda, 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 4. ve 6. maddelerinin ihlaline dair bir soruşturma açılmasına gerek olup olmadığının belirlenmesi amacıyla, Kanun’un 40/1. maddesi uyarınca yapılmasına karar verilen önaraştırma sonucu düzenlenen 21.2.2008 tarih, 2007-4-207/ÖA-08-KT sayılı Önaraştırma Raporunun 25.2.2008 tarih, REK.0.08.00.00-110/45 Sayılı Başkanlık önergesi ile 08-19 Sayılı Kurul toplantısında görüşülmesi sonucu verilen davaya konu Kurul kararında, şikayet konusu çerçevesinde ilgili ürün pazarının, indirimli havayolu taşımacılığı promosyonu sunan kredi kartları pazarı, ilgili coğrafi pazarın ise, Türkiye Cumhuriyeti Sınırları olarak belirlendiği, ön araştırma sırasında elde edilen bilgi ve belgelerle birlikte görevli raportörlerin görüştüğü tarafların ve intemational Air Transport Association ( IATA ) üyesi olan 13 adet acentenin yetkililerinin yapmış olduğu açıklamalar doğrultusunda, şikayete konu olayın bir tarafının banka, diğer tarafının da indirime tabi olan biletlerin satışını gerçekleştiren bir acente olduğu, bankanın buradaki konumunun sadece kredi kartının kullanımı ile sınırlı olduğu, bu sebeple bankanın sadece tek bir acente ile anlaşma yapması halinde eşit durumdaki diğer acenteler arasında ayrımcılık yapıldığının söylenebileceği ancak, önaraştırma safhasında Garanti Bankası veya herhangi bir banka ile anlaşması bulunmayan Eltra Tur’da yapılan yerinde incelemede tespit edilen belgeler arasında bulunan ve Garanti Bankası yetkililerince TÜRSAB’a yönelik olarak kaleme alınan 7.11.2007 tarihli yazıdan ve Banka yetkililerinin verdiği bilgilerden, Banka’nın piyasada faaliyet gösteren teşebbüslerden herhangi birisine münhasırlık sağlamak gibi bir amacının bulunmadığının ve şikayete konu faaliyetin gerçekleştirilmesindeki temel amacın müşteri geri dönüşlerinin tam olarak hesaplanabilmesi olduğunun anlaşıldığı, nitekim şikayetçi konumunda bulunan TÜRSAB ile şikayet edilen Garanti Bankası yetkilileri arasında gerçekleştirilen yazışmalarda da söz konusu hususun açıkça belirtildiği ve Garanti Bankası yetkilileri tarafından söz konusu pilot uygulamanın başarılı olması halinde, gerekli şartları sağlayan tüm TÜRSAB üyesi acentelerle işbirliği yapılacağının açıkça ifade edildiği, ayrıca, elde edilen bilgilerden, şikayete konu olan faaliyetin 1.11.2007- 31.12.2007 tarihleri arasında yürütülmesinin planlandığı, ancak sektörde yer alan diğer acentelerden gelen tepkiler üzerine, 15.11.2007 tarihinde sona erdirildiğinin belirlendiği, bir başka deyişle sektördeki rekabetin, bir rekabet ihlalinin varlığının kabulü halinde dahi, sektör aktörleri tarafından yeniden tesis edildiği, bunun yanı sıra yukarda belirtildiği üzere rekabeti engelleyici bir amaç taşımayan şikayete konu olan uygulamanın yalnızca 14 gün gibi çok kısa bir süre uygulanabilmiş olması nedeniyle, piyasadaki rekabeti engelleyici etkisinin de sınırlı olduğu kanaatine varıldığı, öte yandan, indirimli havayolu taşımacılığı promosyonu sunan kredi kartları pazarında Garanti Bankası, İş Bankası, Yapı Kredi Bankası, Türkiye Ekonomi Bankası A.Ş., Denizbank A.Ş., Akbank, Finansbank ve Citibank A.Ş. olmak üzere çok sayıda teşebbüsün faaliyet göstermekte olduğu, bu teşebbüsler arasında ücretsiz bilet kazandıran mil programlarına yönelik özel kartı bulunan bankaların ise Garanti Bankası, Akbank ve Denizbank olduğu, edinilen sektör bilgilerine göre, havayolu şirketlerinin ücretsiz bilet kazandıran mil programlarını izleyen kullanıcı sayısının yaklaşık 700.000; Garanti Bankası’nın bu pazardaki kullanıcı, potansiyelinin ise yaklaşık 350.000 kişi olduğu, diğer özel kart sahiplerinden Akbank’ın yaklaşık kullanıcı sayısı 170.000 kişi iken, Denizbank’ın kullanıcı sayısının ise yaklaşık 39.000 kişi olduğu, Garanti Bankası’nın ilgili ürün pazarında faaliyet göstermeye başlayan ilk firma olduğu, ayrıca, bu Banka’nın THY ile uçuş bileti temini hizmetine yönelik işbirliğinin de bulunduğu, ilgili ürün pazarında, pazar payı belirlenirken kart kullanıcı sayısının yanı sıra, kullanım oranlarının da dikkate alınmasının gerekmekte olduğu, nitekim pazarda faaliyet gösteren ilk firma olması ve THY gibi bayrak taşıyıcı bir firma ile yakın ilişki içerisinde bulunması nedeniyle, Shop&Miles kredi kartının kullanım oranının diğer kredi kartlarına göre daha yüksek olduğu, THY’nin Türkiye hava taşımacılığında %50’nin üzerinde pazar payına sahip olduğu da göz önünde bulundurulduğunda, Garanti Bankası’nın ilgili ürün pazarında pay açısından lider konumda olduğu kanaatine varıldığı, ancak, hakim durum tespitinde kullanılan en önemli kriterlerden biri olan pazar payının bir teşebbüsün hakim durumda bulunup bulunmadığının tespiti için tek başına yeterli olmadığı, 4054 Sayılı Kanun’da da açıkça belirtildiği üzere, bir teşebbüsün hakim durumda olduğunun kabul edilebilmesi için, rakipleri ve müşterilerinden bağımsız hareket ederek fiyat, arz, üretim ve dağıtım miktarı gibi ekonomik parametreleri belirleyebilirle gücüne sahip olmasının gerektiği, şikayet konusu olayda ise, şikayete konu olan uygulamaya, piyasanın diğer aktörlerinden, başka bir deyişle müşteri/aracı konumundaki acentelerden gelen tepkiler sebebiyle başlangıcından 14 gün sonra gibi kısa bir süre içerisinde son verildiği, bu kadar kısa bir süre içerisinde kendi iç dinamikleriyle rekabetin yeniden tesis edildiği bir sektörde faaliyet gösteren teşebbüsün, rakiplerine nazaran yüksek olan pazar payına rağmen hakim durumda bulunduğunu söylemenin güç olduğu, bu çerçevede, şikayete konu faaliyeti gerçekleştiren Garanti Bankası’nın hakim durumda olmadığı sonucuna varıldığı tespit ve değerlendirmelerine yer verilerek, başvuru konusu iddialarla ilgili olarak, 4054 Sayılı Kanunun 41. maddesi uyarınca soruşturma açılmasına gerek olmadığına karar verilmiştir.

Bu durumda; dosyadaki bilgi ve belgelerle birlikte işlem gerekçesi ve ilgili Kanun hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi sonucu, promosyonlu uçak bileti satışlarının sektörün genelinde sıklıkla uygulandığı, bankaların bu uygulamalarıyla amaçlananın, uçak bileti satışı hizmeti veren acentelerin faaliyetlerini kısıtlamak ya da zorlaştırmak değil, kendi kredi kartlarının kullanımını arttırmak olduğu, ancak bankaların bu uygulamaları sebebiyle seyahat acentelerinin de daha çok müşteriye ulaşmasının mümkün olması karşısında, promosyonlu uçak bileti satışı veya bu türden satışları bir acente ile gerçekleştiren bir bankanın, bu uygulamalarının, eşit durumdaki diğer acenteler için rekabet dezavantajı oluşturacağı, dolayısıyla Garanti Bankası’nın, THY iç ve dış hat uçak biletlerinin Shop&Miles kredi kartı aracılığıyla %10 indirimli satışı ile ilgili olarak düzenlediği kampanya süresince acente olarak yalnızca YKM Turizm ile çalışmasının 4054 Sayılı Kanunun 4. maddesi kapsamında olduğu açık olmakla birlikte, bu kampanyanın, kampanya maliyetleri ve müşteri geri dönüşlerinin ölçümlenmesi amacıyla gerçekleştirilen deneme amaçlı bir uygulama olduğu, her hangi bir acenteye münhasırlık sağlama amacının bulunmadığı, deneme süresi sonunda başarılı olunması ve maliyetlerin makul bir seviyede kalması halinde gerekli şartları taşıyan tüm acentelerle anlaşma yapılmasının planlandığı, öte yandan, 1.11.2007-31.12.2007 tarihleri arasında yürütülmesi planlanan söz konusu kampanyaya diğer acentalardan gelen tepkiler üzerine 15.11.2007 tarihinde son verilmiş olduğundan, 14 gün gibi kısa bir sürede, söz konusu uygulama ile pazardaki rekabetçi yapıda ancak sınırlı bir zararın ortaya çıkmasının muhtemel olduğu, diğer yandan, Banka’nın pazar payı itibarıyla lider durumunda olmasına rağmen, şikayet konusu uygulamaya diğer acentelerden gelen tepkiler sebebiyle son vermiş olması nedeniyle, müşterisi konumunda olan acentelerden bağımsız hareket edemeyen Banka’nın indirimli havayolu taşımacılığı promosyonu sunan kredi kartları pazarında hakim durumda bulunduğundan da bahsetmeye olanak bulunmadığı anlaşıldığından, Banka hakkında 4054 Sayılı Kanunun 4. ve 6. maddeleri kapsamında soruşturma açılmayarak, yapılan şikayetin reddine dair davaya konu Rekabet Kurulu kararında hukuka aykırılık görülmemiştir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, yasal dayanağı bulunmayan davanın reddine, aşağıda dökümü yapılan 93,30-TL yargılama giderinin davacılar üzerinde bırakılmasına, yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi Uyarınca belirlenen 2.200,00-TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, artan posta ücretinin istemi halinde davacıya iadesine, 12.4.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

T.C.

DANIŞTAY

8. DAİRE

E. 2014/2101

K. 2019/3184

T. 16.4.2019

• İDARİ İŞLEMİN İPTALİ İSTEMİ ( Davacının Otistik Çocukların Eğitimi Kursunu Başarı ile Tamamladığı ve Düzenlenen Bu Kursun Hiyerarşik Olarak Milli Eğitim Bakanlığı’na Bağlı İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü Tarafından Düzenlendiği ve Bu Belgeye Dayanılarak Davacıya Çalışma İzni Verildiği – Davacının Katıldığı Söz Konusu Kursun Davalı İdare Tarafından Geçersiz Kılındığına veya Bir Mahkeme Tarafından İptal Edildiğine İlişkin Bir Bilgi ve Belgenin Sunulmaması Nedeniyle Hukuka Uygun Olduğu/Tesis Edilen İşlemlerde Hukuka Uyarlık Bulunmadığı )

• ZİHİNSEL ENGELLİLER SINIF ÖĞRETMENİ OLARAK GÖREV YAPMA TALEBİ ( İdare Tarafından Zihinsel Engelliler Öğretmeni İhtiyacının Karşılanamaması Nedeniyle Sınıf Öğretmenliği Programlarından Mezun Olup Halen Görevde Olanlardan Eğitim Kursu Programını Başarı ile Tamamlamış Olanların Atanacağı Düzenlemesi Yapıldığı – Davacının Kurs Belgesinin ve Çalışma İzninin Düzenlendiği ve Zihinsel Engelliler Sınıf Öğretmeni Bir Süre Olarak Görev Yaptığı/Zihinsel Engelliler Sınıf Öğretmeni Olarak Görev Yapma Talebinin Reddi İşleminin Hatalı Olduğu )

• İDARİ İSTİKRAR İLKESİ ( Milli Eğitim Müdürlüklerince Sınıf Öğretmenleri İçin Açılan İşitme Engelliler Sınıf Öğretmenliği ile Zihin Engelliler Sınıfı Öğretmenliği Kursuna Katılarak Aldıkları Sertifikaları Doğrultusunda Özel Eğitim Kurumlarında Görevlendirilemeyecekleri Yönünde Yeni Bir Düzenleme Yapıldığı – Kurs Belgesinin Milli Eğitim Bakanlığı Hizmetiçi Eğitim Daire Başkanlığı’nca Düzenlenmediğinden Bahisle Tesis Edilen İşlemlerin İdari İstikrar İlkesi ile İdari Güven İlkesi Gereği İsabetsiz Olduğu/Kararın Bozulması Gerektiği )

1739/m.43,45

3797/m.8

119 Sayılı Talim ve Terbiye Kurulu Kararı/m.Geç.11

ÖZET : Dava; davacının özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde zihinsel engelliler sınıf öğretmeni olarak görev yapma talebinin reddine ilişkin işlemin iptali istemine ilişkindir.

Bir dönem idare tarafından zihinsel engelliler öğretmeni ihtiyacının karşılanamaması nedeniyle sınıf öğretmenliği programlarından mezun olup halen görevde olanlardan Kurulca onaylanan Zihin Engelliler alanına ait hizmet içi eğitim kursu programını başarı ile tamamlamış olanların atanacağı yönünde düzenleme yapıldığı, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın 17/09/2008 gün ve B.08.0.TTK.0.01. 02.04/7473 Sayılı yazısına istinaden ise milli eğitim müdürlüklerince sınıf öğretmenleri için açılan ‘İşitme Engelliler Sınıf Öğretmenliği’ ile ‘Zihin Engelliler Sınıfı Öğretmenliği’ kursuna katılarak belge alanların bu kurslara katılarak aldıkları sertifikaları doğrultusunda özel, özel eğitim kurumlarında görevlendirilemeyecekleri yönünde yeni bir düzenleme yapıldığı göz önüne alındığında; davacının 2006 yılında “Otistik Çocukların Eğitimi” kursunu başarı ile tamamladığı ve düzenlenen bu kursun hiyerarşik olarak Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından düzenlendiği ve bu belgeye dayanılarak davacıya çalışma izni verildiği, bu kursun, Hizmetiçi Eğitim Daire Başkanlığı’nca düzenlenen kurslara göre nitelik ve kurs programı açısından hangi yönlerden farklılık gösterdiğinin ortaya konulamadığı, zihinsel engelliler alanına ilişkin kursların yalnızca Hizmetiçi Eğitim Daire Başkanlığı’nca düzenleneceği hususunda bir kurala yer verilmediği ve davacının katıldığı söz konusu kursun, davalı idare tarafından geçersiz kılındığına veya bir mahkeme tarafından iptal edildiğine ilişkin bir bilgi ve belgenin sunulmaması nedeniyle hukuka uygun olduğu, öte yandan, anılan kurs belgesinin, 2006 yılında verildiği ve buna dayalı olarak da çalışma izninin düzenlendiği ve davacının belirli bir süreyle zihinsel engelliler sınıf öğretmeni olarak görev yaptığı hususu değerlendirilerek, idari istikrar ilkesi ile idari güven ilkesi gereğince söz konusu kurs belgesinin Milli Eğitim Bakanlığı Hizmetiçi Eğitim Daire Başkanlığı’nca düzenlenmediğinden bahisle tesis edilen işlemlerde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

İstemin Özeti : İstanbul 3. İdare Mahkemesi’nin 28/03/2013 gün ve E:2012/700, K:2013/562 Sayılı kararının hukuka aykırı olduğu öne sürülerek, 2577 Sayılı Kanun’un 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması istemidir.

Savunmanın Özeti : İstanbul Valiliğince istemin reddi gerektiği savunulmakta olup Sancaktepe Kaymakamlığınca savunma verilmemiştir.

Danıştay Tetkik Hakimi Düşüncesi : İstemin kabulüyle Mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

Hüküm veren Danıştay Sekizinci Dairesince işin gereği görüşüldü:

KARAR : Dava; davacının özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde zihinsel engelliler sınıf öğretmeni olarak görev yapma talebinin reddine ilişkin 17/01/2012 tarihli ve 8652 Sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

İdare Mahkemesince; 540 saatlik sertifika programını başarıyla bitirme şartını karşılamayan davacının atamasının yapılmamasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından davanın reddine karar verilmiştir.

Mülga 22/07/2005 ve 25883 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlan Millî Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Kursları Yönetmeliği’nin “Kursta görevlendirilecek personel” başlıklı 6. maddesinin, ( d ) bendinde; işitme ve görme engelli bireylerin eğitimi için görevlendirilmesi zorunlu personel olarak; özel eğitim sınıf öğretmeni, rehber öğretmen veya psikolog, okul öncesi öğretmeni/çocuk gelişimi ve eğitimi öğretmeni veya uzmanı sayılmıştır.

12/05/2006 gün ve 133 Sayılı Karar ile değişik 12/07/2004 gün ve 119 Sayılı Talim ve Terbiye Kurulu Kararı’nın Geçici 11. maddesinde “2006 yılı atama dönemine mahsus olmak üzere Zihin Engelliler Sınıfı Öğretmenliği ihtiyacının Karar eki çizelgede yer alan yökseköğretim programı mezunlarınca karşılanamaması durumunda bu alana; fakültelerin görme engelliler ve işitme engelliler sınıfı öğretmenliği bölümleri mezunları, bunlarla da ihtiyacın karşılanamaması durumunda sınıf öğretmenliği programlarından mezun olup halen görevde olanlardan Kurulca onaylanan Zihin Engelliler alanına ait hizmet içi eğitim kursu proğramını başarı ile tamamlamış olanlar atanırlar.” hükmüne yer verilmiştir.

Anılan Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın 17/09/2008 gün ve B.08.0.TTK.0.01. 02.04/7473 Sayılı yazısına istinaden tüm il milli eğitim müdürlüklerine gönderilen 22/09/2008 tarih ve 57558 Sayılı ‘tereddüde düşülen hususlar’ konulu Genelgenin 3. maddesinde; “milli eğitim müdürlüklerince sınıf öğretmenleri için açılan ‘İşitme Engelliler Sınıf Öğretmenliği’ ile ‘Zihin Engelliler Sınıfı Öğretmenliği’ kursuna katılarak belge alanların bu kurslara katılarak aldıkları sertifikaları doğrultusunda özel, özel eğitim kurumlarında görevlendirilemeyecekleri…” belirtilmiştir.

Talim Terbiye Kurulu’nun 07/07/2009 tarihli ve 80 Sayılı Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Eğitim Kurumlarına Öğretmen Olarak Atanacakların Atamalarına Esas Olan Alanlar ile Mezun Oldukları Yükseköğretim Programları ve Aylık Karşılığı Okutacakları Derslere İlişkin Esaslar başlıklı kararının geçici 7. maddesinde “Zihinsel Engelliler Sınıf Öğretmeni ihtiyacının Karar eki çizelgedeki yükseköğretim programları mezunlarından, taban puanı aranmadan başvuruda bulunanların tamamının puan üstünlüğü esasına göre atanmasıyla karşılanamaması durumunda, Bakanlığımız ile ilgili Üniversite arasında 31/10/2008 tarihinde imzalanan ‘Zihinsel Engelliler Sınıf Öğretmenliği Sertifika Programı İş Birliği Protokolü’ kapsamında 1500 kişi kontenjanlı 540 saat süreli sertifika programını başarı ile tamamlayan,

Üniversitelerin;

a- ) Görme Engelliler Sınıfı Öğretmenliği, İşitme Engelliler Sınıfı Öğretmenliği, Sınıf Öğretmenliği, Okul Öncesi Öğretmenliği, Ana Okulu Öğretmenliği, Çocuk Gelişimi ve Okul Öncesi Eğitimi Öğretmenliği, Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Öğretmenliği bölümleri,

b- ) Ortaöğretim Alan Öğretmenliği Tezsiz Yüksek Lisans ya da Pedagojik Formasyon Programını başarı ile tamamlayan Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Bölümü,

c- ) Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü/Anabilim Dalı mezunlarının puan üstünlüğü esas alınarak Zihinsel Engelliler Sınıf Öğretmenliğine ataması yapılır. ” hükmü yer almaktadır.

Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın 07.07.2009 tarihli ve 80 Sayılı Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Eğitim Kurumlarına Öğretmen Olarak Atanacakların Atamalarına Esas Olan Alanlar ile Mezun Oldukları Yükseköğretim Programları ve Aylık Karşılığı Okutacakları Derslere İlişkin Çizelge’nin 85 numaralı sırasında Zihinsel Engelliler Sınıf Öğretmenliğine atanma şartlarında 1. Zihinsel Engelliler Öğretmenliği 2. Özel Eğitim Öğretmenliği 3. Özel Eğitim Bölümü ( Kredilerinin en az %30’unu zihin engellilerin eğitimi alanında aldığını belgelendirenler ) Yüksek Öğretim Programından mezun olanların atanabileceği hükmü yer almaktadır.

Dosyanın incelenmesinden, davacının 1972 tarihinde öğretmen olarak göreve başladığı, 1988 yılında Açıköğretim Fakültesi Eğitim Önlisansını bitirdiği,1998 yılında emekli olduğu, 2006 yılında 60 saatlik otistik çocukların eğitimi kursunu tamamladığı, 2005 yılından itibaren çeşitli özel eğitim kurumlarında çalıştığı, en son 2007 yılından itibaren Özel Hilal Karadeniz Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi’nde zihinsel engelliler sınıf öğretmeni olarak görev yaparken kurumun devri nedeniyle çalışma izni talep ettiği, talebinin, İl Milli Eğitim Müdürlüğünün 24.05.2010 tarihli işlemi ile reddedildiği, sözleşmesinin yenilenmediği, 01.06.2010 tarihinde görevinden ayrıldığı, 27.12.2011 tarihli dilekçeyle özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde sınıf öğretmeni olarak atanma isteminde bulunduğu, talebinin reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır.

Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi sonucunda; bir dönem idare tarafından zihinsel engelliler öğretmeni ihtiyacının karşılanamaması nedeniyle sınıf öğretmenliği programlarından mezun olup halen görevde olanlardan Kurulca onaylanan Zihin Engelliler alanına ait hizmet içi eğitim kursu programını başarı ile tamamlamış olanların atanacağı yönünde düzenleme yapıldığı, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın 17/09/2008 gün ve B.08.0.TTK.0.01. 02.04/7473 Sayılı yazısına istinaden ise milli eğitim müdürlüklerince sınıf öğretmenleri için açılan ‘İşitme Engelliler Sınıf Öğretmenliği’ ile ‘Zihin Engelliler Sınıfı Öğretmenliği’ kursuna katılarak belge alanların bu kurslara katılarak aldıkları sertifikaları doğrultusunda özel, özel eğitim kurumlarında görevlendirilemeyecekleri yönünde yeni bir düzenleme yapıldığı görülmekte olup anılan tarihten önce hiyerarşik olarak Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı İl Milli Eğitim Müdürlükleri tarafından düzenlenen kurs belgelerine dayanılarak verilen çalışma izinleri yönünden Dairemizce yapılan hukuki denetimde idari istikrar ve idari güven ilkesi dikkate alınarak bir değerlendirme yapıldığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda, davacının 2006 yılında “Otistik Çocukların Eğitimi” kursunu başarı ile tamamladığı ve düzenlenen bu kursun hiyerarşik olarak Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından düzenlendiği ve bu belgeye dayanılarak davacıya çalışma izni verildiği, bu kursun, Hizmetiçi Eğitim Daire Başkanlığı’nca düzenlenen kurslara göre nitelik ve kurs programı açısından hangi yönlerden farklılık gösterdiğinin ortaya konulamadığı, zihinsel engelliler alanına ilişkin kursların yalnızca Hizmetiçi Eğitim Daire Başkanlığı’nca düzenleneceği hususunda bir kurala yer verilmediği ve davacının katıldığı söz konusu kursun, davalı idare tarafından geçersiz kılındığına veya bir mahkeme tarafından iptal edildiğine ilişkin bir bilgi ve belgenin sunulmaması nedeniyle hukuka uygun olduğu, öte yandan, anılan kurs belgesinin, 2006 yılında verildiği ve buna dayalı olarak da çalışma izninin düzenlendiği ve davacının belirli bir süreyle zihinsel engelliler sınıf öğretmeni olarak görev yaptığı hususu gözönüne alındığında, idari istikrar ilkesi ile idari güven ilkesi gereğince söz konusu kurs belgesinin Milli Eğitim Bakanlığı Hizmetiçi Eğitim Daire Başkanlığı’nca düzenlenmediğinden bahisle tesis edilen işlemlerde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; İstanbul 3. İdare Mahkemesi’nin temyize konu kararının BOZULMASINA, dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere anılan Mahkemeye gönderilmesine, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 ( onbeş ) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 16.04.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Yayınlarım

Adobe-iconMakaleler

HEKİMİN İHBAR YÜKÜMLÜLÜĞÜNDE HUKUK-AHLAK ÇELİŞKİSİ

İSTİSNA SÖZLEŞMESİNDE MÜTEAHHİDİN BORÇLARI

KARAYOLU İLE YAPILAN EŞYA TAŞIMLARINDA

ROMA, İSVİÇRE-TÜRK VE İNGİLİZ HUKUKUNDA HAKSIZ FİİL SORUMLULUĞU

SÖZLEŞMEDE İRADE SAKATLIKLARI(HATA,HİLE,TEHDİT)

CEZA MUHAKEMESİ HUKUKUNDA KANDA VE NEFESTE ALKOL YOĞUNLUĞUNUN BELİRLENMESİ

YÜKSEKÖĞRETİM DİSİPLİN HUKUKU – “SORUNLAR/AÇMAZLAR”

35’İNCİ MADDEDEN 50/D’YE  – “ÖYP’Lİ ARAŞTIRMA GÖREVLİLERİNİN HUKUKSAL STATÜSÜ”

UYARMA CEZASI VE SONRASI – “YÜKSEKÖĞRETİM DİSİPLİN HUKUKUNUN KORKUTUCU YÜZÜ”

MOBBİNG VE YÜKSEKÖĞRETİM – “PSİKOLOJİK ŞİDDET NEDEN ÜNİVERSİTELERDE ?”

ÖRGÜTSEL PATALOJİ VE MOBBİNGİ ÖNLEMENİN YOLLARI

KAMU GÖREVİNDEN ÇIKARMA CEZASI – “ETKİLERİ/HUKUKİ SONUÇLARI”

DANIŞTAY KARARLARI EKSENİNDE ÜNİVERSİTE VE KAMU HASTANELERİNİN TAZMİNAT SORUMLULUĞU

YARGITAY KARARLARI EKSENİNDE ÖZEL HASTANELERİN VE ÇALIŞANLARININ HUKUKİ SORUMLULUĞU

MÜLKİYET HAKKI VE İMAR PLANIN İPTALİ DAVALARI

UNUTULAN KAVRAM “İYİ İDARE”

PowerPoint-iconSunumlar

AYDINLATILMIŞ ONAM VE HUKUKİ ETKİSİ

BİYOTEKNOLOJİ HUKUKU

ÇOCUĞUN TİCARİ SÖMÜRÜSÜ

HASTA ŞİKAYETLERİNİN HUKUKSAL YÖNÜ

HEKİMİN İHBAR YÜKÜMLÜLÜĞÜNDE HUKUK – ETİK ÇELİŞKİSİ

KBRN-R YASAL DÜZENLEMELER VE GÜMRÜK

KLİNİK ARAŞTIRMALARDA AYDINLATILMIŞ ONAM, RIZA VE HUKUKİ ETKİLERİ

NEFRET SUÇLARI

OLASI KOMPLİKASYONLAR EKSENİNDE TAZMİNAT DAVALARINA BAKIŞ

SAĞLIK ÇALIŞANLARINA YÖNELİK PSİKOLOJİK ŞİDDET

ULUSLARARASI SÖZLEŞMELERDE MOBBİNG